Afrika jeopolitiğinde Türkiye ve İran 

Türkler ve Persler asırlardır birbirlerine rakip olan iki kadim medeniyettir. Son 350 yıldır sıcak çatışma yaşamayan İran ve Türkiye, siyaset ve ekonomik alanlarda rekabet içerisindedirler. Bu rekabet Afrika’yla olan ilişkilere de yansımaktır. İran çıkarları doğrultusunda ilerlerken, Türkiye’nin, yaşanan krizlere kıta özelinde çözümler üretmesi, toplumların yapısına uygun politikalar geliştirmesi ve iş adamlarının yatırımları Afrikalı liderlerin Türkiye’ye olan yaklaşımını olumlu yönde etkiliyor

Afrika jeopolitiğinde Türkiye ve İran 

Türkiye’nin Afrika kıtası ile olan ilişkileri Selçuklu Devleti dönemi öncesine yani 860 yılına kadar dayanmaktadır. Osmanlı Devleti döneminde, Afrika’nın kuzey ve doğu bölgelerinin hakimiyet altına alınmasıyla Akdeniz, Kızıldeniz ve Büyük Sahra ile güçlü temaslar oluşmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye’nin Afrika ile temaslarında azalma görülmüştür. Bu kopukluk dönemi Soğuk savaş sonrası döneme kadar devam etmiştir.  
 
Türk dış politikasında, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle özellikle Turgut Özal’ın çok yönlü dış politika yaklaşımıyla büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu çerçevede Türkiye, Afrika ile ilişkilerini siyasi, iktisadi ve askeri olarak geliştirmek amacıyla 1998 yılında Afrika Açılımı Politikası’nı geliştirmiştir. AK Parti’nin iktidara gelmesiyle de Türkiye ve Afrika arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik atılan adımlara hız verilmiştir. Bu doğrultuda 2005 yılı “Afrika Yılı” olarak ilan edilmiştir.  
 
Türkiye, Afrika ile olan ilişkilerine hız kesmeden devam etmiştir ve bunun meyvelerini ilerleyen dönemlerde almaya başlamıştır. 2008 yılında düzenlenen Afrika Birliği (AfB) zirvesinde Türkiye Afrika kıtasının Stratejik ortağı ilan edilirken aynı yıl İstanbul'da yapılan Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'nin ardından, 2010'da da Afrika Stratejik Belgesi kabul edilmiştir.  
 
Türkiye'nin Afrika'ya Açılım Politikası, 2013'te yerini "Afrika Ortaklık Politikası"na bırakmıştı. Ortaklık Politikası kapsamında, kıtanın barış ve istikrarıyla ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmayı amaçlayan Türkiye, Afrika ülkeleriyle ikili ilişkileri eşit ortaklık ve karşılıklı fayda temelinde geliştirmeyi hedeflemiştir. Türkiye ve Afrika ilişkilerinde en önemli adım 2014’te Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da düzenlenen 2. Türkiye- Afrika Ortaklık Zirvesidir. Zirvenin ardından kabul edilen "2015-2019 Ortak Uygulama Planı" ile Türkiye'nin Afrika ülkeleriyle hayata geçireceği projelerin yol haritası ortaya konulmuştu. Bu kapsamda Afrika'nın öncelikleri arasındaki alanlarda iş birliğinin uygulaması noktasında çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca Türkiye Afrika ülkeleri ile üst düzey diplomatik ilişkiler gerçekleştirmeyi önemsemiştir. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, göreve başladığı Ağustos 2014'ten bu yana 21 Afrika ülkesine ziyaret gerçekleştirmiştir. Bunun dışında Türkiye’nin 2009 yılında Afrika'da toplam 12 büyükelçiliği bulunurken, halihazırda bu sayının 41'e yükselmiş olması dikkat çekmektedir ve Türkiye’nin Afrika ile olan ilişkilere vermiş olduğu önemi gözler önüne sermektedir.  
 
Diğer yandan Türkiye, Afrika devletleri ile dini ilişkilerini de geliştirmeyi hedeflemiş, 2011 yılında Afrika Dini Liderler Konferansı düzenlemiştir. Söz konusu konferansta 46 ülkeden 110 katılımcı ağırlanmıştır. Dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan açılış konuşmasında, ülkesinin Afrika ile ilişkilerini İslam kardeşliği üzerinden geliştirmek istediğini açıklamıştır.  
 
Afrika kıtasıyla ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye'nin çok boyutlu dış politikasının öncelikleri arasında yer alıyor. Önemini giderek artıran ve gelecek yıllarda bölgesel ve küresel meselelerde ağırlığını daha çok ortaya koyması beklenen Afrika, büyük bir ekonomik ve ticari potansiyel barındırıyor. Ayrıca Afrika'nın küresel gelişmelerde ortaya koyduğu jeopolitik tavır, başta Çin, Hindistan ve Japonya olmak üzere çok sayıda ülkeden yatırımcıyı bu bölgeye çekmeye devam ediyor. 
 
Tarihsel süreç içerisinde her zaman Ortadoğu ve Afrika’da Türkiye’yi kendisine karşı rakip olarak gören İran’ın Afrika politikası da Türkiye’nin Afrika’ya yönelik gerçekleştirmiş olduğu politikalar doğrultusunda şekillenmektedir. Zira Ankara’nın Afrika açılımından rahatsız olan dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi; Türkiye-Afrika sempozyumunun yapıldığı günlerde, yedi Afrika ülkesini ziyaret etmiştir. Ayrıca İran, Türkiye’nin Afrika’daki etkinliğini kırmak için Eritre’nin iki adasını kiralamış, Somali’de Eş-Şebab terör örgütü ve bazı kabile liderleri ile temaslar kurmuştur.  
 
Tahran yönetimi, rakip olarak gördüğü Ankara’nın Afrika ile olan ekonomik ilişkilerini baltalamaya çalışırken, Batı Afrika ülkelerine ağırlık veriştir. Bu amaçla Senegal’in başkenti Dakar’da bir araba fabrikası kurmuş ve petrol santralleri tesis etmiştir. Aynı doğrultuda Nijerya ve Gambiya ile ekonomik ilişkilerini güçlendirmeye çalışmıştır. Bunun dışında 2011 yılında Afrika Dini Liderler Konferansı düzenlemiş olan Türkiye, bölgede Şiileştirme politikası yürüten Tahran yönetimi için bir engel teşkil etmektedir. Nitekim İran, söz konusu engeli kaldırmak maksadıyla bölgedeki tasavvuf tarikatlarıyla temaslar kurmakta ve Şiiliği benimsemiş (Nijerya’daki Şeyh İbrahim Zakzaki’nin grubu gibi) gruplara maddi ve manevi destekler sağlamaktadır. 
 
Kazanımlar 
 
İki ülke de Afrika’ya yönelik gerçekleştirdikleri politikalar doğrultusunda belli kazanımlar elde etmektedir. Ekonomik açıdan bakıldığında İran ile Afrika ile ilişkiler 1990’lara dayanmaktadır. Nitekim İran bölgede nükleer teknoloji alanına odaklanmış; Güney Afrika, Kenya, Cezayir, Nijerya ve Senegal’de nükleer santraller tesis etmiştir. Bu nedenledir ki Tahran’ın nükleer teknolojisinde Ankara’dan daha avantajlı olduğunu söylenebilir. Afrikalıların inşaat sektöründe Türk müteahhitleri tercih etmeleri ise Türkiye’yi bu alanda daha avantajlı konuma taşımıştır.   
 
İran’ın birkaç Afrika devletiyle askeri ve güvenlik alanlarında ilişkileri bulunmaktadır. Nitekim bu ülkenin geçmişte Sudan’la güçlü askeri ilişkilerinin olduğu ve hatta ortak bir silah fabrikasının kurulduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Eritre ve Cezayir askerlerinin İran menşeli silahlar kullandığı söylenmektedir. Bunlara ek olarak Tahran’ın, bölgedeki birçok silahlı örgüte yasal olmayan yollarla silah sattığı iddia edilmektedir. Türkiye ise güvenlik alanında imzaladığı birkaç anlaşma kapsamında Sudan, Etiyopya, Kongo gibi ülkelerin güvenlik güçlerini eğitmektedir. Ayrıca Eylül ayında yine eğitim amacıyla Somali’de askeri bir üssün kurulması da beklenmektedir. Tüm girişimlere rağmen Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile güvenlik alanındaki anlaşmalarının kısıtlı olduğu görülmektedir. Afrika’nın silah ticaretinde İran’ın payı Türkiye’den fazladır.  
 
 
Bu çerçevede, Afrika kıtasının bölgesel güçlerin rekabet sahası olduğu sonucuna varılabilir. Nitekim Türkiye ve İran, Afrika üzerindeki nüfuz alanlarını genişletmektedir. 2016 yılında Suudi Arabistan’ın Doğu Afrika bölgesindeki İran nüfuzu ile mücadele etmek için başlattığı girişimler, Tahran’ın bölgedeki etkinliğine son vermiştir. Suudi Arabistan aynı şekilde Batı Afrika’da da İran nüfuzu ile mücadele etmeye başlamıştır ki ilk durağının Senegal olduğu görünmektedir. O halde Türkiye, Afrika’da etkinliği bitirilen İran’dan daha avantajlı bir konumdadır. 
 
Türkiye Afrika’da resmi yollarla bir takım diplomatik ilişkiler gerçekleştirerek ekonomik ve siyasal açıdan ilişkileri genişletmeyi ve güçlendirmeyi arzulamaktadır. Fakat İran Türkiye’nin aksine silahlı örgütlere de destek vermektedir ki Tahran’ın bu yaklaşımı çok defa Afrikalı liderler tarafından eleştirilmişti.