AB’nin Yeni Strateji Arayışları

Avrupa Birliği uzun süredir bir dizi sorunlarla karşı karşıya. Ekonomik, sosyal, toplumsal krizlerle boğuşan birliğin, yeni yol haritası belirlemesinin şekillenmesinde etkin rol oynayan birçok iç ve dış faktörler mevcut. Özellikle Brexit süreci ve birlik içindeki aşırı sağcı partilerin yükselişte olması konsey üzerindeki etkilerinden ötürü karar alıcı mekanizmaların işlevsiz hale gelmesine neden olmaktadır.

AB’nin Yeni Strateji Arayışları

Avrupa Birliği dünya politikasında etkin rol alan aktörlerdendir ve etkin aktör olarak kalmasının yolu, ekonomik gücün yanı sıra stratejik gücün sağlanmasına ve sürdürülmesine de ihtiyacı vardır. AB’yi dünya politikasında etkin aktör konumuna taşıya en önemli etken 28 üye ülkenin ekonomik ve siyasi bağlamda birlikte hareket edebilme mekanizmasına sahip olmasıdır. Fakat son zamanlardan yaşanan siyasi krizlerden ötürü AB ülkeleri arasındaki bütünlük duygusu giderek yok olmakta ve ayrışma derinleşmektedir. Bunun en önemli nedeni ise AB üye ülkelerinde son dönemlerde yapılan seçimlerde aşırı sağcı partilerin yükselişte olmasıdır. AB üye ülkelerinde yaşanan bu siyasi dönüşümler AB kurumlarına da sirayet etmiş durumda.  
 
AB üye ülkelerinde yapılan seçimlerde aşırı sağcı partilerin yükselişi ve bu dönüşümün AB yönetim mekanizmasına etkileri yadsınamaz. Özellikle AB Parlamentosu’na sirayet etmiş durumda ve oy birliğine dayanan karar mekanizmasını zora sokmaktadır. Parlamento’da Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar hala çoğunluğu ellerinde bulundursalar da aşırı sağcıların ve Birlik yanlısı partilerin aldığı oy oranları bütünleşmenin geleceğine dönük birtakım uzlaşma ve yeni karar alma mekanizmalarını zorunlu kılmakta, fakat bu da AB bütünleşmesinde aşınmalara neden olabilecek bir durumdur.  
 
AB ülkelerinde yapılan seçimlerde aşırı sağcıların yükselişe geçmesi AB Parlamentosu’na yansımaktadır ve bu durum birlik ülkeleri arasındaki ayrışmayı arttıracak krizlere yol açabilecek potansiyele sahiptir. Ayrışmayı önlemek ve birlik içindeki iş birliğini arttırmak için üye devletler arasındaki uyumu arttırarak bütünleşme sağlayacak hamleler gerçekleştirilmelidir. Özellikle AB’nin karar mekanizmasında en önemli konuların hala oy birliğiyle düzenlenmesi durumu, örgütün entegrasyonunda sorunlar teşkil etmektedir. Entegrasyonun sağlanması ve aşırı sağın yükselen gücüne karşı tavizler verilmemesi için AB’nin karşı karşıya kalmış olduğu bu engeli aşması ve sistem içerisinde yeni anlaşma aritmetikleri oluşturması elzemdir. 
 
AB bütünleşmesi ve entegrasyon 
 
AB ülkelerini bir arada tutan temel değerler insan onuru ve insan haklarına saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğüdür. Bu değerler tüm AB üye ülkelerini bir arada tutan değerlerdir, bu değerleri tanımayan herhangi bir ülke AB’ye üye olamamaktadır. AB’nin ana amacı bu değerleri sağlamak korumak ve vatandaşların refahını arttırmaktır. AB yasama sisteminde bu değerlerin uygulanması ise Parlamento tarafından sağlanmaktadır. AB Parlamentosu vatandaşları temsil eden ve nüfus oranlarına göre 28 AB üyesi ülkeyi temsilen 751 milletvekili görev yapmaktadır.  
 
Üye ülkelerdeki toplumun siyasi tercihinin aşırı sağcılara kayması AB kurumları için yapılan seçimlere yansımıştır. 2019 Avrupa Parlamentosu seçimleriyle AB yeni bir döneme girdi. Yapılan seçimler karar alıcı organlarda da yeni yönetimlerin başa gelmesini sağladı ve AB yeni başkanlarını seçti. Komisyon ortak Avrupa menfaatini gözeten, siyasi olarak bağımsız organ) Başkanlığı’na Alman Savunma Bakanı Ursula von Leyen, Konsey (üye devletleri temsil eder) Başkanlığı’na Belçika Başbakanı Charles Michel ve Parlamento (vatandaşları temsil eder) Başkanlığı’na Sosyal Demokrat David Maria Sassoli seçilmesiyle birliğin yeni yönetim kadrosu şekillendi. 
 
Seçimler sonucunda yönetime gelen liderlerin çözmesi gerek sorunlar, 
 
Birlik içerisinde en büyük sorumluluk AB Komisyonuna düşmektedir. Von der Leyen’in Avrupa komisyon başkanı olarak seçildi eğer seçeceği 28 komiser adayı da AP tarafından kabul görürse bu yıl 31 Ekim itibarı ile görevine başlayacak. Von der Leyen’in alacağı kararlar kıtadaki 500 milyon insanı doğrudan ve dünyanın çeşitli yerlerinde Avrupa ile siyasi ve ekonomik ilişkileri olan başka milyonlarca insanı da dolaylı olarak etkileyecek. Von der Leyen’in çözmesi gereken 7 büyük problem mevcut. Bunlar; Demokratikleşme, Uyum, Brexit, Dış politika ve güvenlik, Göç, İkilim değişikliği ve Ekonomik, sosyal sorunlar. Von der Leyen sınavını bu sorunlara karşın verecek ve başarısını bu sorunlara karşı üreteceği çözümlerde göreceğiz. 
 
Yeni yönetimler birçok sorun ile karşı karşıya kalmış durumda. Bunlardan başlıcası ve en önemlisi ise Brexit süreci. Temelleri bütünleşmeyi sağlamak olan AB’nin Brexit süreci İngiltere’nin ayrılmasıyla sonuçlanırsa yaşanacak derinleşmeyi ve ayrışmayı çözmesi elzem durumdadır.  
 
AB kurumlarının çözmesi gereken temel sorunlar arasında; kıta Avrupa’nın istikrarını sağlanması, ekonomik krizden çıkış yolları bulunması, kıtaya mülteci akınının yaşanmasından ötürü üye ülkeler arasında artan krizlerin, toplumsal ve siyasal krizler çözüme kavuşturulması ve İngiltere’nin ayrılama isteğinin gerçekleşmesi ile birliğin geleceğinin tehlikeye girmesinin önlenmesi gerektiği gösterilebilir.  
 
Bu sorunlar dışında yoğun göç altında olan birliğin ekonomik büyümenin gerçekleştirilip, istihdamı arttırması gerekmekte, birlik içindeki sosyal ayrılmaları önlemesi, birlik vatandaşlarının daha iyi bir şekilde güvenliklerinin sağlanması, sorumluluk ve fedakârlık ruhu içerisinde AB’nin göç politikasında reformlar yapılması, iklim değişikliğinden ötürü tehdit altında olan ve enerji kaynakları açısından dışa bağımlı olan birlik üyesi ülkelere yönelik reformlar gerçekleştirilmesi gerekmektedir.  
 
AB, bir yandan Brexit meselesi diğer yandan mevcut siyasi tablosu ile savunduğu Avrupa değerleri arasında ciddi bir ikilem içinde kalıyor. AB’nin yeni liderleri hem Brexit meselesinin çözümünü gerçekleştirmek durumunda kalacaklar hem de bütünleşmenin ve ilişkilerde derinleşmenin devam etmesini sağlamaya çalışacaklar. Ancak aşırı sağın ve popülizmin gittikçe güç kazandığı bir AB’nin bilhassa bütünleşmenin sürdürülmesi konusundaki adımları nasıl atabileceği akıllarda soru işaretlerine sebep oluyor. Sosyal eşitlik, sosyal güvenlik, zayıf bireylerin korunması, sosyal dışlanmayı ve ayrımcılığın önlenmesi için çalışan birliğin tüm değerleri Lizbon Anlaşmasında belirtilmiştir. Sosyal toplum içindeki ayrışmanın giderek arttığı, Mayıs 2019 Parlamento seçimlerinden önce, üye devletlerin birçoğunda yapılan genel seçimlerden aşırı sağ partilerin güçlenerek çıkmasından anlaşılmıştır.  
 
AB entegrasyonu sağlamak ve bütünleşmeyi arttırmak için yeni stratejilere ihtiyaç duymaktadır. Ekonomik gücünün yanı sıra hem bölgede hem de dolaylı olarak birlik ile ilişkisi bulanan ülkeler üzerinde stratejik gücünü de sağlaması arttırması gerekmektedir. Bu bağlamda birlik yeni politikalar geliştirmeli ve İngiltere’nin birlikten çıkmasıyla artacak olan bölünmeyi ve hoşnutsuzluğu azaltmalıdır.