ABD’ye karşı nasıl bir politika izlenecek?

Washington ile Ankara arasındaki S-400 geriliminde somut adımlar atılıyor. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, Türk F-35 pilotlarının ABD'deki eğitimlerinin durdurulduğunu duyurdu ve Türkiye’nin en önemli dış politika gündemi yine Amerika karşısında izlenecek yolun belirlenmesi oldu.

ABD’ye karşı nasıl bir politika izlenecek?

Pentagon Sözcüsü Mike Andrews’ın Arizona'daki Luke Havva Üssü'nde F-35 eğitiminde bulunan Türk pilotların eğitimlerinin durdurulduğunu açıklamasının ardından, Türkiye’nin en önemli dış politika gündemi yine Amerika karşısında izlenecek yolun belirlenmesi oldu.  Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin baskıcı tavrıyla karşı karşıya kalan tek ülke Türkiye değil kuşkusuz. Almanya’da, Çin’de, Rusya’da, Irak’ta ve Fransa’da da aynı durum söz konusu.

Doğrudan Washington’un baskı, dayatma ve müdahalelerine maruz kalan İran ve Venezuela gibi ülkeler de ABD karşısında izlenen politikanın rasyonalitesini ve alternatiflerini tartışıyor. 2013’ten sonra bozulan Türk-Amerikan ikili ilişkilerinde; Fettullahçı Terör Örgütü (FETÖ) lideri Fettullah Gülen’in iade edilmemesi, Halkbank davası, YPG’ye silah desteği, Rusya’dan alınan S-400’ler gibi çok sayıda gerilim konusu var.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs lehine Kongre’ye tasarı sunulması ve Yüzyılın Anlaşması gibi, yakın gelecekte alevlenebilecek yeni konularda söz konusu. Şu an için Washington hükümeti ile olumlu gitmesi planlanan tek konu, Suriye’nin kuzeydoğusundaki güvenli bölgenin birlikte oluşturulması olarak görünüyor. Öte yandan S-400 geriliminin raydan çıkması ve bağlantılı sonuçları (F-35 programından çıkarılma, askeri-ekonomik ambargo) iki ülkenin ittifak ilişkisini kökünden etkileyecek bir hassasiyete de sahip.

Tüm bunlar ele alındığında, ABD gibi güçlü bir ülkenin karşısında durulmaması ve uyumlu hareket edilmesi gerektiği görüşünü paylaşanlar kadar, her ne pahasına olursa olsun kendi halklarının çıkarları doğrultusunda Washington’dan gelen baskılar karşısında dik durulması gerektiği görüşünü paylaşanlarda var.

Aynı zamanda askeri ve ekonomik açıdan dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD’nin başka ittifaklar yoluyla dengelenmesini önerenlerin yanında, Washington’u daha saldırgan hale getirecek bu tür girişimlerden uzak durulması önerileride mevcut. Kendi ülkesinin çıkarları doğrultusunda gereken adımları, Washington’u rahatsız edecek olsa bile atmayı savunan kesim ile çıkarların çatışmadığı alanlarda ABD ile iş birliğini sürdürmeyi tavsiye eden kesimler arasında da çatışmalar var.

Tehditler ve planlar

Rusya’nın silah piyasasına girmesini engellemek için, Türkiye ile olan ticaretini engellemeye çalışan Kongre’nin abartılı tepkilerini ve çıkışlarını dizginleyebilmesi gerekli. Bu bağlamda ABD içerisindeki ölçülü siyasetçi ve bürokratların söz konusu durumu yumuşatmaları önerilebilir. Ülkenin muhatapları, izleneceği politikaların tereddütünü yaşarken Amerikan yönetimi, tek taraflı yaptırım kararları almaya, müttefiki olan İsrail’in işgal ettiği topraklardaki hakimiyetini tanıma yönünde kararlar almaya, aldığı yaptırım kararlarına uymayan ülkelerin bürokrat ve iş insanlarını tutuklamaya, bankalarına milyarlarca dolarlık cezalar kesmeyi sürdürüyor.

Washington’daki güç politikası, hedef olarak seçilen ülkeleri askeri müdahale ile tehdit etmek, kendilerinden beklediği adımları atmadıkları zaman, sonlarının geleceği söylemiyle korkutmak ve o ülkelerdeki yönetimleri gayrimeşru ilan edip muhalif liderleri devlet başkanı ilan edilmesi şeklinde yürüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası siyasal sistemin mimarı ABD, artık Birleşmiş Milletler (BM) sistemi olarak tanımlanan ve uluslararası hukuk ile liberal ekonomik düzenin öne çıkarıldığı bu sistemi savunmanın kendi çıkarları için zararlı olduğunu düşünen bir yönetime sahip. Amerika’da bu şekilde düşünenlerin 2017 başında görevi devralan Trump ve yakın çevresiyle sınırlı olmadığı da açık.

Kendi güç tekelini sorgulayacak devletlerin yükselmeye başladığını gören Washington, tek süper güç olma potansiyelini kaybettiğini farkettiği günden bu yana, konumunu kaptırmaya en yakın gördüğü Çin’e de çeşitli, baskılar uyguluyor. Uzun süredir devam eden baskıların en önemli sebebi, bilindiği üzere süper güç olan ABD’nin bu özelliğini yitireceğini düşünmesi.

ABD için en önemli unsurun kazan-kazan formülü olduğunu ifade edebiliriz. 70 yıllık müttefiki Almanya ile bile iplerini koparan ABD için, Çin, Rusya veya Türkiye gibi ülkelerle kazan-kazan stratejisi üzerinden ilişkiler yeniden yönetilebilir. Bilindiği üzere Amerika’nın yaptırım tehditlerine ve baskılarına maruz kalan ülkeler kulübüne her gün yeni bir yenisi katılıyor, buradaki en önemli husus ise; söz konusu ülkelerin bir araya gelip gelmeyecekleri ve Washington dayatmacılığına karşı nasıl bir yol izleyecekleri..