ABD’nin Münbiç politikası

Amerika Birleşik Devletleri Münbiç’de nasıl bir dış politika izledi? PKK, PYD ve ABD’nin çatı örgütü olarak bilinen SDG’nin ele geçirdiği kentte ABD desteği nasıl oluştu?

ABD’nin Münbiç politikası

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin 45’inci Başkanı seçilen Donald Trump, Başkanlık yeminininden bir yıl sonra Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni ‘Önce ABD’ başlıklı açıklamasıyla tüm dünyaya duyurmuştu. ABD’nin Trump döneminde uygulayacağı dış politikası hakkında önemli bilgiler veren bu açıklama, gelecekte izlenilmesi mümkün politikalar hakkında da bir ön sinyal vermiştir. Bu bağlamda Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinde tehdit tanımları ve kavramlarının değiştiğini söyleyebiliriz. El Kaide’nin yanında IŞİD’i de tehdit tanımlarına eklerken, stratejik hamleleriyle de İslam diniyle terörü açıkça birleştirdiğini görmekteyiz.

ABD’nin hegemonyasındaki tek kutuplu dünya, çok kutuplu bir dünya düzenine kayarken, Trump ulusal stratejisinde rakip olarak görülen Çin Halk Cumhuriyeti ekseninde bir dış politika izleyeceğini açıkça ifade etmişti. Trump bu açıklamasına rağmen, Arap-İslam coğrafyasında uyguladığı “Stratejik Kalıcılık” politikası ile Münbiç’te ve diğer çeşitli stratejik noktalarda kalmaya karar aldı.

Washington yönetimi, baş hedefi Çin olmasına rağmen neden Arap-İslam coğrafyasından ve Münbiç’ten çekilmediğini, uluslararası arenada devlet dışı aktörler olarak ortaya çıkan ‘Silahlı Direniş Örgütü’nün bölgedeki etkisini ve hedeflediği stratejik kalıcılığı hakkında ser verip sır vermedi.

Münbiç planı

Münbiç, Halep ilinde Fırat Nehri’nin 30 km batısında bulunan bir şehir. İşid’in Suriye de aktif olduğu 2014-2016 yılları arası ABD ve koalisyon güçlerinin hava desteğiyle PKK, PYD ve ABD’nin çatı örgütü olarak bilinen SDG tarafından ele geçiriliş, böylece İşid bölgeden atılmıştı. Bölgenin konumuna bakıldığında ne ekonomik ne de askeri bağlamında önemli bir yeri olmadığı görülebilir.

Öte yandan ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde kalıcılık sağlama istediği bölgeyi bir üs bölgesine çevirdiğini, kara kuvvetleri olan SDG’ye askeri mühimmat ve istihbarat sağlamak amacıyla yoğun kullandığını söyleyebiliriz. Bu kalıcılığı sağlamak adına müttefiklerine güvence verdiği de bilinen bir gerçektir.

Bölgenin etkin kürt yapısı ve sosyolojik yapısının temelleri terör örgütü PKK’ın elebaşı Abdullah Öcalan tarafından oluşturulduğu bilinmesine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin terör listesinde olan bu örgütün desteklenmesine karşı çıktığı apaçık ortadayken, ABD’nin böyle bir misyon oluşturması basit bir planlama olarak algılanmamalı.

Zira ’’Zeytindalı Operasyonu’’ ile Afrin’in terör örgütünün elinden kurtarılmasıyla, Münbiç’ten çekilmesini istediği ABD askeri birlikleri, açıklama yaparak bölgeden ayrılmayacaklarını bildirmişlerdi. Bölgeden çekilmeyen ABD, PYD ve PKK’yı desteklemek amacıyla bölgede birçok üs kurmaya devam etti.

ABD’nin Münbiç’deki varlığı

Washington yönetimi, bölge sorunlarına doğrudan müdahil olmadan bölgeyi şekillendirme stratejisi kapsamında, Suriye’deki krizin yönetimi konusunda müttefiklerini teşvik etme ve ülkedeki yerel unsurları kendi politikası doğrultusunda kullanma yoluna gitmiştir. Dolayısıyla, Abd’nin Suriye’ deki askeri varlığı, vekalet savaşı aktörlüğü şeklindedir.

ABD'nin Suriye politikasını belirlerken üstüne durduğu tek siyasi politika, terör ve terör unsurlarının yoğun olduğu, İşid ve El Kaide eksenli İslami nitelikli yapılara karşı silahlı mukavemet göstermekti. Bölgedeki amacı siyasal yapının güç boşluğunu dolduracak yerel aktörlerle demokratik rejimler oluşturmaktır diyebiliriz. 

Trump döneminde dış politikasında daha saldırgan bir tutum içerisinde olan ABD, Suriye’de İşid’e karşı oluşturulan ABD, Körfez ve Batı birleşimi koalisyon unsurlarıyla hakimiyet sağlamış, bölgenin söz sahibinin kendileri olduğunu göstermeye çalışmıştır. Işid’in Suriye topraklarında ilerleme kaydetmesiyle, ABD kanadında Esed rejimini ayakta tutacak adımlar atılması ülkeler arasında gerginliğe sebep olmuştur.

Bölgeye yakınlığı ve Suriye iç savaşında gösterdiği olumlu siyaseti, insan haklarına saygı çerçevesindeki tutumları sebebiyle Türkiye’nin de tepkisini çeken ABD, kalıcı strateji için tüm riskleri göze almaya devam etmiş ve SDG’ye yaptığı yardımları kesmemiştir. ABD’nin Trump Dönemi dış politikası, Barack Obam’dan ziyade daha saldırgan bir dış politika izleyen George W. Bush tarzını anımsatmıştır.