ABD’nin güç politikaları nereye gider?

ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında tek başına üstlendiği süper gücünü hoyratça kullanmaya devam eden Trump yönetimi, her geçen gün farklı uygulamalarla sahne almaya devam ediyor. Washington, II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu liberal düzeni kendi eliyle yıkmakla kalmadığı gibi tek taraflı milli menfaatlerini de uluslararası düzleme, aktörlere dayatıyor.

ABD’nin güç politikaları nereye gider?

Amerika Birleşik Devletleri, bağımsızlığını ilan ettiği günden beri güç arayışına girmiştir. Yavaş yavaş kendini geliştirdikten sonra ise dünya sahnesinde yerini almaya başlamıştır.1900'lerde deniz gücünü tüm dünyaya ispatlamış, Monreo Doktirini'nden vazgeçmesiyle kabuğundan çıkmıştır. 4 Temmuz 1776 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığını getiren en önemli sebep İngiltere ve İngiltere'nin kolonileri arasındaki adaletsiz tutumdan meydana gelmiştir. 

Mevcut düzende dünyanın en önemli ekonomilerinden biri olan Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı sonrası ekonomisi durağanlaştı. Bu da yeni üretimli silah ihtiyacını doğurdu. Zamanla dünyada silah sektöründe önemli bir güç haline geldi ve dünya ekonomisinde önemli yer edindi.

Amerika Birleşik Devletleri'nin izlediği güç politikası zaman içinde değişti. 11 Eylül saldırılarından sonra kendilerine yönelik tehditleri, tehdit ortaya çıkmadan önlemeye yönelik stratejik bir çizgi geliştirdi. 

Obama yönetiminde yumuşak güç politikası benimsendi ancak sert ya da ekonomik güç politikasından vazgeçilmedi. Yükselen güçler karşısında ise daha akılcı bir güç politikası izlenmiştir. 

Hukuk ve güç ikilisi ise ilk çağlardan beri tartışma konusu olmuştur. Trump yönetiminde de, uluslararası düzeyde gücün karşısında hukukun pek şansı yoktur. Bu sebeple uluslararası hukuk ancak güçlü küresel aktörlerin çıkarlarına dokunmadığı yerlerde kendisine uygulama alanı bulabilmiştir. 

Amerika Birleşik Devletleri şu anda uyguladığı strateji ile Amerika'nın nüfusunu yaymak ve ABD girişimlerini meşru göstermek için ittifaklara yapılan yatırımları ele almaktadır. Trump yönetimi, şu anda dünyada sert gücüne dayanarak elindeki her türlü olanağı seferber etmekte. Son zamanlarda hasım veya dost ayırt etmeden tehdit ve yaptırımlara daha fazla başvurduğu görülüyor. Söz konusu olan konularda, Washington’ın tek taraflılığının vardığı düzeyi ortaya koyuyor. Bir örnek ile devam edecek olursak, İran’a ambargo kapsamında petrol ithalatı için, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 ülkeye verilen muafiyet kaldırıldı. Muafiyetin kaldırıldığı ülkeler Türkiye, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Hindistan, İtalya ve Yunanistan. İç karışıklık hedefleyen bu kararlar, üçüncü ülkelerin ticari menfaatlerini de riske atıyor. ABD, İran’ın uluslararası enerji piyasasında devreden çıkarılmasının ardından oluşacak petrol arzı açığının giderilmesi için ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni işaret ediyor. İkinci bir örnek ise, Trump’ın Venezuela’da Maduro yönetimini yıkmayı hedefleyen darbecilere destek vermesi. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’daki darbe girişimine ilişkin ‘’Venezuela’daki durumu çok yakından takip ediyorum. ABD, Venezuela halkına ve onların özgürlüğüne destek veriyor’’ açıklamasında bulundu. Girişim başarısız olunca da en üst düzeyden askeri operasyon tehdidinde bulunarak tavrını koydu. Son olarak, Mısır’daki İslamcılara ve liberal muhalefete karşı baskı uygulayan Cumhurbaşkanı Abdulfettah El Sissi isteği üzerine, Trump yönetimi, Mısır’ın en eski İslami hareketlerinden Müslüman Kardeşler’i yabancı terör örgütü ilan etmeye hazırlanıyor. ABD’nin Müslüman Kardeşler’i yabancı terör grupları listesine almasının NATO müttefiki Türkiye’yle ilişkilerini etkileyebileceği öngörülüyor. ABD’nin, gücünü terör örgütü ilan etme, yaptırımlar veya darbecilere destek çıkma gibi emellere kullanması ile ilgili henüz bir karşı çıkma yok.

Washington’ın terör ile mücadele politikasında da çifte standartlar görmek mümkün. Türkiye ve Almanya gibi müttefik ülkelerin Rusya ile ilişkilerinden dolayı yaptırım tehditleri ile yüzleşmesi de gidişatın ciddiyetini vurguluyor.

Washington ekonomik yaptırımlara başvururken Çin, AB ve Rusya’nın dolar hakimiyetini zayıflatamayacağını düşünüyor. Trump yönetimi, sert gücüne dayanarak verdiği bu kararlara etkili bir karşı  çıkma olmayabilir. Uzun vadede ele alırsak, büyük güçlerin stratejik değişiklikler yapacağı çok açık. 

ABD'nin değiştirdiği güç politikalarına bakacak olursak gücünün gerileyeceği varsayımını ele alsak bile Fisher'ın da dediği gibi yakın gelecekte ABD'ye rakip bir ülkenin ortaya çıkması beklenemez.