ABD’nin geçmişten günümüze ambargo raporu

Geçmiş dönemlerde uluslararası ilişkilerde yaşanan anlaşmazlıkların sonu her zaman savaşa çıkmıştır. Çıkarları çatışan ülkeler diplomasinin gelişmemiş olması sebebiyle orta yolu bulmakta zorlanıyor ve çözümü savaşmakta buluyorlardı. Günümüz şartlarında ise bu durum değişmiş gibi görünüyor. Devletlerin güvenlikleri için askeri açıdan güçlü olmaları hala önemini korumaktadır fakat yaşanan sorunlarda çözümü askeri müdahalelerde aramak hem kazananı hem de kaybedini ciddi oranda yıpratmaktadır.

ABD’nin geçmişten günümüze ambargo raporu

Askeri güce sahip olmak diğer ülkeler üzerinde büyük bir tehdit unsurudur. Ancak savaş teknolojisinin gelişimi öyle bir hal almış durumda ki, birçok dünya ülkesinde varolan kitlesel silahlarla yaşanacak olası bir savaş, dünyanın sonunu bile getirebilir. Bu yüzden özellikle süper güç hüviyetindeki ülkelerin birbirleriyle sıcak çatışmaya girmeleri kazananı olmayacak bir savaş anlamına gelmektedir.

Askeri güç kullanarak uluslararası ilişkilerde ayrıcalıklı bir yer edinme durumu geçmişte oldukça popülerdi. Geldiğimiz noktada ise, gelişen savaş teknolojisiyle fark yaratma meselesi kısmen ortadan kalkmış görünüyor. Örneğin, ABD ve Rusya’nın askeri teknoloji ve güç açısından birbirlerinden pek farkları yoktur. Kendilerine “Süper Güç“ yakıştırmasında bulunan bu iki ülkenin küresel himayeyi ele almaya çalışırken yaşadıkları pek çok çıkar çatışması mevcuttur. Ancak yaşanan sorunları savaşarak çözmeye kalkmak, iki taraf için de intihar anlamına gelecektir.

ABD “ambargo uygulayan rolünü” nasıl kazandı?

Savaş sanayisindeki eşitlik ülkeleri güç mücadelelerinde farklı alanlara kaymak mecburiyetinde bırakmıştır. Bu yöndeki belirleyici alan ise ekonomi olmuştur. ABD’nin ele geçirdiği ekonomik üstünlük onları her türlü küresel sorunda ilk söz sahibi yapmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar tüm ülkeler merkez bankalarında bulundurdukları altın miktarı kadar para basabiliyorlardı. Daha sonraki dönemde merkez bankalarına yönelik altın talebi artınca, altın karşılığı meselesi rafa kaldırıldı ve kağıt para yalnızca yasal bir zorunluluğa dayalı olarak kullanılmaya başlandı. Savaştan sonra karşılık meselesi yeniden oturtulmaya çalışılsa da gerçekleşmedi. İngiltere, Sterlinin altın karşılığını tutmakta uzun süre direndiyse de o da başarılı olamadı. Bu dönemde parasını altına bağlı olarak tutmaya devam edebilen yalnızca ABD oldu. Bu nedenle de Dolar, Sterlinin yerini aldı ve dünya parası oldu. 

1944 yılında Bretton Woods’da bir araya gelen IMF ve Dünya Bankasının kuruluşuna önderlik eden görüşmede kabul edilen yeni para sistemiyle beraber ABD Doları, altına endeksli tek para olarak kaldı. Dünyadaki bütün para birimlerinin altın karşılığını terk etmesine rağmen Doların altın karşılığında basılması, dünya çapında kabul görmesini sağladı. Bunun sonucu olarak da, ABD ekonomisinin dünya ekonomisindeki büyüklüğü, dünya ticaret hacmindeki yeri, küresel finans sistemindeki önemi tüm ülkelerce kabul edildi.

Bu süreçten sonra dolar uluslararası ticari faaliyetlerde en çok kabul gören para birimi oldu ve ülkelerin merkez bankaları altın rezervinin yanında, dolar da tutmaya başladılar. Ayrıca sanayinin en büyük hammaddesi olan petrolün dolarla fiyatlandırılması, ABD’nin dünyada ekonomik liderliği perçinlediğini ispatlıyordu.

1944 yılında Bretton Woods Anlaşması’nı bozma kararının hemen ardından ABD Hazine Bakanı tarafından söylendiği sanılan ve bugüne kadar popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeyen "Dolar bizim para birimimiz ama sizin sorununuz" sözü de, piyasalardaki ABD gücünü özetler bir niteliktelik taşımaktadır.



ABD’nin askeri ve ekonomik ambargoları

Türkiye, ABD’nin anlaşmazlığa düştüğü ülkelere uyguladığı ambargolardan nasibini ilk olarak 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatından alıyordu. Türkiye’ye askeri malzeme ve teçhizat satışını yasaklayan ABD, yaklaşık 3 yıl bu ambargoyu sürdürmüştü. Yaptırımın nedenleri ise, harekatta ABD’nin TSK’ya hibe ettiği silahlarının kullanılması ve Türkiye’nin haşhaş ekim yasağını kaldırması olarak bildirilmiştir.

Türkiye’nin tavrı ne olmuştu?

Türkiye, ABD’nin 1975’te başlayıp üç yıl süren ambargolarına karşı, Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurduğunu açıkladı, ABD ile yapılan Savunma İşbirliği Anlaşmasını iptal etti, Türkiye’deki ABD üsleri kapatıldı ve NATO üsleri sadece ABD’ye kapatıldı. NATO üslerini birlikteki liderlik ideası gereği en fazla kullanan ve Türkiye’nin stratejik konumu sayesinde Sovyet Rusya’yı dinleyebilen ABD, Türkiye’nin bu yaptırımları sonrası geri adım atmak zorun kaldı ve 1978 yılında ambargolar karşılıklı olarak kaldırıldı.

1807 yılında ABD’nin uluslararası yükümlülüklerin çiğnendiği gerekçesiyle tüm ABD limanlarını Amerikan ya da yabancı ülke gemileriyle yapılan ihraç malları taşımacılığına kapatması, Avrupa’da ABD’ye karşı büyük bir tepki meydana getirmişti. Dönemin süper gücü olan İngiltere’nin de ticari faaliyetlerine engel olan bu ambargolar, Londra yönetiminin de ABD’ye karşı yaptırımlarına neden olmuştur. ABD’nin attığı bu adıma en sert yanıt ise Fransa İmparator’u Napoleon’dan gelmiş ve ABD’nin bazı gemilerine el konulmuştu.

1917 yılında Avrupalı ülkelerden İngiltere ve Fransa’nın düşmana yarar sağlayabilecek tarafsız ülke gemilerini taşıyan hamuleye el konulması da askeri ambargolara örnek verilebilir.

ABD 1937 yılında da İspanya’ya ambargo uyguladı. İspanya’da yaşanan iç savaşta herhangi bir tarafı tutmayan ABD, İspanya’ya tüm silah ve malzeme satışını kaldırmıştı.

1941 yılında ABD henüz savaşa girmemişken, ABD karasularındaki Alman, İtalyan, Danimarka ve Fransız gemilerine el koyup ticari faaliyetlerini dondurmuştu.

ABD’nin en uzun süre ambargo uyguladığı devlet ise Küba olmuştur. BM’in devreye girip ikna etmeye çalışmasına rağmen geri adım atmayan ABD, 1962 yılından bu yana Küba’ya tek taraflı olarak yaptırım uyguluyor.

1970’li yıllarda Rusya ile anlaşmazlığa düşen ABD, Rusya’ya tahıl ambargosu uygulamıştı.

Yine İran-Irak savaşında, Suriye’nin Irak petrol boru hattını kesen ABD, 1991-1992 yıllarında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi sonrası Irak’a ambargo uygulamıştı.

Son olarak ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı yaptırımlar malumunuzdur. 2015 yılında Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya ve ABD’nin İran’la yaptığı ve İran’ın nükleer enerji üretim faaliyetlerini sınırlandırıcı anlaşma olan JCPOA anlaşmasını tek taraflı fesheden ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yapılacak tüm petrol ticaretini yasakladığını açıkladı.

ABD’nin ambargo uyguladığı diğer devletler ise şu şekildedir; Beyaz Rusya, Burma, Fildişi Sahili, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Liberya, Kuzey Kore, Sudan, Suriye, Zimbab ve Balkan devleleri.