ABD’nin Afrika’ya yaklaşımında kırılma noktası

Küresel güç mücadelesi içerisinde Asya olmaya başlarken, Çin ve ABD arasında yaşanan çekişmenin iz düşümleri pek çok bölgeye yansıyor. ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi farklı bölgeleri de içine katarak genişlerken, Afrika’nın hammadde ve stratejik potansiyelinden yararlanma arzularında da artış yaşandı. Son dönemde söz konusu hırsların kara kıta üzerindeki etkileri hissedilir seviyelere ulaştı. Peki ABD’nin Afrika ile bağı nasıl? ABD’nin Çin politikasında neden değişim yaşandı?

Dünya 19’uncu yüzyıllarda sanayi devrimiyle birlikte hammadde ihtiyacı doğan sanayisi gelişmiş ülkelerin sömürge yarışına tanıklık ederken, hakimiyet ve hammadde kavgası küreselleşmeyle birlikte farklı bir boyuta geçti. Özellikle Afrika kıtasındaki ülkeler üzerinde nüfuz ve dostluk yarışı devam ederken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin, Rusya ve Avrupa Birliği (AB) mücadelesi çetin bir hal aldı. Afrika kıtasının süper güçler için önemi giderek artarken, mücadelenin şiddeti de artıyor.

Afrika kıtasının maden kaynakları, politik olarak duruşu, Atlantik ve Hint okyanusları arasında köprü görevi görecek potansiyelde olması ve daha pek çok neden kıtanın küresel mücadelenin tahtası haline gelmesine neden oldu. Bu minvalde Afrika kıtasının sahip olduğu hammadde kaynakları ve kıta ülkelerinin örgütler içerisinde sahip oldukları oy hakları stratejik önem taşımaktadır. Nitekim kıtanın önemi geçmişte de anlaşılmıştı. 16-17’inci yüzyılın süper güçleri olan Avrupalı ülkeleri, 1884-1885 yılları içinde “muhteşem Afrika pastası (magnifique gâteau Africain)” adıyla Berlin’de gerçekleşen konferans ile kıtayı kendi aralarında bölüştüler.

Fakat bu durum bugünlerde tamamen değişmeye başladı. Zira son 20 yılda ekonomik anlamda büyüme kaydeden Çin ve 1991 yılında yıkılan Sovyetler Birliği’nin küllerinden tekrar doğan Rusya, Afrika’daki batı dengeleri altüst etmeye başladı. Pekin yönetimi finansal desteklerle kıta ülkeleriyle ilişkilerini geliştirirken, Rusya ise siyasi ve askeri destekle nüfuz alanını genişletiyor. Özellikle Çin’in kıtadaki yatırımları araştırılmaya değer. Zira son 10 yılda Pekin’in bölgedeki yatırımları yüzlerce milyar dolara ulaştı. Pekin yönetiminin altyapı projelerinin dışında, enerji, finans, medya ve diğer pek çok alanda kıta ülkelerinin desteklemesi nüfuz alanını genişletirken, ABD’nin de tepkisini çekiyor.

ABD’NİN AFRİKA’DAKİ ASKERİ VARLIĞI

ABD’nin Afrika kıtasında kolonyal bir geçmişi olmasa da kuruluşunda kolonyal dönemin izlerine rastlamak mümkün. Zira kölelik döneminde Afrika’dan Amerika’ya götürülen 12,5 milyondan fazla köle, ABD’nin inşasında çalıştırılmıştır. Köleliğin kaldırılmasıyla Amerika’daki siyahi nüfusu göçlerle artarken, bugün ABD’nin nüfusunun yüzde 13’ünü ulaşmış durumdadır. Yani sadece ABD’de bugün 40 milyondan fazla Afro-Amerikalı yaşıyor. Dolayısıyla ABD’deki siyahilerin nüfuzu artarken, ABD’nin Afrika siyasetine etki eden bir Afrika diasporasının da önünü açılmıştır. ABD’nin bu demografik yönü, onu Çin ve Rusya gibi aktörlerden ayırıyor.

ABD’nin Afrika kıtasında her ne kadar kolonyal bir geçmişi olmasa da dünya savaşları döneminde bu durumun değişime uğradı. ABD bu dönemlerde kıtaya yönelik askeri politikalar geliştirdi ve pek çok kıta ülkesinde askeri üsler açtı. Bu bağlamda Etiyopya’da 1943’te Keqnew Dinleme Üssü kurulurken, ilerleyen yıllarda Libya ve Fas’ta da Amerikan hava üslerinin kuruldu. 1977 yılına kadar faaliyete devam eden Keqnew Dinleme Üssü, aynı yıl Etiyopya’da yaşanan askerî darbe sonrası Sovyet yanlısı Dengue rejiminin kurulmasıyla kapatıldı. 1963 yılında ABD’nin Fas’taki altı hava üssü ve bir deniz üssü kapatılırken, 1970 yılında Libya’da Muammer Kaddafi’nin iktidara gelmesiyle ABD’nin bir diğer hava üssü olan Wheelus Hava Üssü de kapatıldı. 1980’li yıllara kadar kıtada askeri üssü kurma girişiminde bulunmayan ABD, 1960 yılında kıtaya yönelik politikasını tamamen değiştirdi ve kendisini destekleyecek liderleri darbeyle iktidara getirme yolunu seçti.

ABD’nin kıta üzerindeki etkisi Soğuk Savaş döneminde yoğunlaştı. Zira kıta ülkelerinin stratejik konumları ve maden yatakları açısından zengin olması, bölgenin önemi artırırken, Sovyetler Birliği ve ABD arasında mücadelenin sac ayaklarından biri olmasının önünü açtı. Sovyetlerinin yıkılmasına kadar kıta ülkeleri bir dizi darbelerle sarsılırken, ABD’nin de nüfuzu arttı.

Sovyetlerin yıkılmasıyla ABD’nin Afrika’ya olan ilgisinde her ne kadar azalma yaşanmış olsa da Kenya ve Tanzanya’da Amerikan misyonlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve akabinde 11 Eylül ile tam hakimiyet dönemi başladı. 2002 yılında ABD, Cibuti’de Lemonnier Askerî Üssü’nü açarak Kızıl Deniz, Aden Körfezi ve Afrika Boynuzu üzerinde askerî hava ve deniz operasyonları yapmaya başladı. Lemonnier Askerî Üssü zamanla ABD’nin kıtadaki en önemli üslerinden biri olurken, Amerika bununla da sınırlı kalmadı. 2007 yılında Stuttgart merkezli olarak açılan AFRICOM (Afrika Komutanlığı) ile ABD, kıtadaki müttefiklerine silah satışını, müttefik orduların asker ve pilot eğitimlerini, insani yardım programlarını ve Afrika deniz hukukunu kontrol altına aldı.

ABD’NİN AFRİKA İLE EKONOMİK İLİŞKİLERİ

ABD’nin Afrika ile ilişkileri sadece güvenlik bazlı değil. Amerika-Afrika ilişkilerinin bir diğer ayağını da ticari ilişkiler ve doğrudan yatırımlar oluşturuyor. ABD’nin kıtadaki en önemli ihracat partnerleri Güney Afrika, Nijerya, Etiyopya, Gana ve Togo olarak sıralanırken, en önemli partnerleri olarak da Güney Afrika, Nijerya, Angola, Fildişi Sahilleri ve Madagaskar sıralanıyor. Totalde ise ABD-Afrika ticaret hacmi yaklaşık 60 milyar dolardır. ABD-Afrika ticari ilişkilerinde, ABD’nin petrol ithalatı ve AGOA (African Growth and Opportunity Act) programı öne çıkıyor. Ayrıca ABD, kıtanın silah ithalatının yüzde 11’ini karşılıyor.

Sahra-altı Afrika ülkelerine yönelik ABD pazarına gümrüksüz ihracat yapabilme imkânı tanıyan AGOA programını uygulayan ABD, duruma göre bir ülkeyi bu programa dâhil etme ya da programdan çıkartma tehdidini kullanarak AGOA’yı kendi çıkarları doğrultusunda yürütmektedir.

Soğuk Savaş döneminde kıtayı askeri güçle domine eden ABD, nüfuz alanını genişletme noktasında ticari ilişkilerden çok düşük seviyelerden yararlanmıştır. Zira ticaret hacmi bunun en net göstergesidir. Öte yandan son yıllarda ticaret hacminde düşüşler yaşanmaktadır. 2013 yılında 61 milyar seviyesinde olan doğrudan yatırımlar, 2017 yılına gelindiğinde 50 milyar dolar seviyesine gerilemiştir. Kalkınma yardımının tutarı ise son yıllarda 8-9 milyar dolar seviyesinden 11 milyar doların üstüne çıkmıştır. Bu noktada Çin’in kıtaya gerçekleştirdiği yatırımların ABD politikalarındaki etkisinden söz edilebilir.

2016 yılına kadar Afrika kıtasını enerji ve güvenlik konsepti içinde değerlendiren ABD, Donald Trump’ın iş başına gelmesiyle birlikte kıtadaki Çin ve Rusya varlığına dikkat çekmeye başlamıştır. Trump’ın 2017 Aralık ayında açıkladığı “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi” metninde, Afrika’ya ilişkin bölümde en fazla dikkat çeken husus, ABD’nin Afrika’da genişleyen Çin varlığından duyduğu rahatsızlığın dile getirilmesi olmuştur.[44] Amerika Çin’in Afrika’daki genişleyen ilişkiler ağını kendi çıkarları için tehdit olarak görmekte ve hatta Çin’i Afrika devletlerine koşulsuz desteğinden dolayı sorumsuzlukla suçlamaktadır. Son dönemde Amerikan basınında Çin’in yanı sıra Rusya’nın Afrika siyasetine ilişkin yayınlarda da artış gözlemlenmektedir; basında Çin’e yöneltilen eleştirilerin benzerleri Rusya’ya karşı da yapılmaya başlanmıştır.