Seçim sonrasında ABD'de neler yaşanacak?

Donald Trump ve Joe Biden'ın yarıştığı ABD seçimleri tüm dünyanın gündeminde. Dünyada Covid-19 nedeniyle yaşanan değişimlerin ardından ABD seçimleri neleri beraberinde getirecek?

Başkanının ABD siyasi sisteminde ve uluslararası sistemde önemi göz önüne alındığında, ABD seçimlerinden sonrasını konuşmak bir tür acelecilik ve bilinmeyeni araştırmak olabilir.

Acele etme ihtimali özünde seçim savaşının, birincisi Trump'ın, ikincisi Biden'ın olmak üzere iki dünya arasında ayırıcıymış gibi görünüyor olmasından kaynaklanıyor.

Sanki dünyanın, son 4 yıldır durgun, ne bir değişim ya da gelişme yaşamamış gibi görünmesinden kaynaklanıyor.

Bu bakış açısı zihin için ağırdır. Çünkü hayat, alem ve bir bütün olarak dünyanın nabzı, ne kadar önemli ve merkezi olursa olsun, bir birey ya da seçim için durmaz. Her halükarda, diğer yazılarda ABD seçimlerinin sonucu hakkında dört senaryodan bahsedildi. Birincisi yaygın olanı; o da kamuoyu yoklamaları öyle söylediği için Biden'ın kazanacağıdır.

İkincisi yaygın olmayanı; 2016 seçimlerinin gösterdiği gibi kamuoyu yoklamalarına güvenilemeyeceği ve seçimlerden önce açıklanması beklenen yılın üçüncü çeyrek istatistikleri ışığında ekonomi toparlanma yolunda olduğu için Trump'ın kazanacağı senaryosudur.

Üçüncüsü, oy oranlarında küçük bir fark olacağı ve bunun kaçınılmaz olarak Kongre aracılığıyla Yüksek Anayasa Mahkemesine kadar uzanacak bir anayasal ve yasal krizi ortaya çıkaracağı yönündedir.

Bu durumda, Cumhuriyetçiler ile muhafazakarların onun döneminde Yargıç Amy Coney Barrett'ın atanması ile 6'ya 3 avantaj elde ettikleri göz önüne alındığında Trump'ın zaferi kesindir.

Dördüncü senaryo, anayasal krizin tüm siyasi partilerin beklediğinden daha şiddetli olabileceği, bir iç savaş korkusu ile Senato'daki bazı Cumhuriyetçilerin, Nixon gibi affa karşılık istifa etmesi için Trump ile anlaşma yapmaya karar verebilecekleridir.

Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi yöneticilerinden Abdulmunim Said'in Independent Türkçe'de yer alan makalesine göre, 

Sonuç ne olursa olsun ve ABD başkanı Trump ya da Biden olsun, sadece yerel düzeyde değil küresel düzeyde de ele alınması gereken bir gerçekliği temsil eden koronavirüs salgını ile ülke içinde mücadele etmek zorunda olacak.

Trump, yurt içinde göçmenlik, uluslararası ticaret ve müttefiklerle ilişkiler gibi göz ardı edilemeyecek konulara kendi damgasını vurdu.

Aynı şekilde, Cumhuriyetçi veya demokrat başkanın kişiliği ne olursa olsun, Amerikan servetinde yaşanan değişim ve 4 büyük dijital şirkete (Google, Apple, Alphabet, Amazon ve Microsoft) yönelmesiyle de yüzleşmelidir.

Bu 4 şirketin her birinin değeri trilyon dolarları aştı. Tek başına Apple'ın değeri 2 trilyon dolar oldu. Şimdi gerek Amerikan sağı gerekse solunun yaptıkları çağrı, daha önce "American Telecom" ve "Microsoft" gibi şirketlere uygulanmış olan anti-tekel yasasının, şimdi ve hemen bu şirketlere de uygulanması gerektiğidir.

Gerçek şu ki, ABD, Trump döneminde değişti ve kurumları yeniden formüle edildi. Amerikan tarihine bakış açısı bile değişti ve bunu sadece Başkan istemiyordu.

Bu, Trump'ın sözcülüğünü yaptığı yükselen bir siyasi ve fikri dalgaydı. Başka bir deyişle; Trump gitse bile, ki bu sadece bir olasılık, Trumpizm gitmeyecek. Çünkü kendisini ifade eden siyasi blok kalacak ve baskı yapmayı sürdürecektir. Kendi bakış açısına göre geriye dönmek sayılan adımlara izin vermeyecektir.

Dünya da ABD'den farklı olmayacak. Koronavirüs pandemisi, göz ardı edilemeyecek ölümcül bir sürekliliği ifade ediyor.

Onunla mücadele, bütün mücadele ve birlikte yaşama durumlarında maliyetli. Şimdiye kadar, virüsün çok fazla mutasyona uğradığı ve değiştiği kanıtlandı.

Keza hızla yayıldığı ve ardışık dalgalar şeklinde göründüğüne dair birçok kanıt var. İyi haber şu ki, kendisini tespit etmek ve başa çıkmak şimdi daha kolay.

Dünya, başarılı olan Asya ülkeleri ile başarısız olan Batı ülkeleri arasında bölündü. Birincisinden takip edilmesi, ikincisinden de kaçınılması gereken noktalar konusunda dersler alınmalı.

Sağlık ve ekonomi arasındaki zor sorunu çözmek mümkün hale geldi, ancak hayat eski haline dönmeyecek. Pandeminin ortaya çıkarmasından sonra artık görmezden gelinemeyecek gerçekler var.

Mevcut uluslararası ilişkiler döneminde Çin'in uluslararası sahneye çıkışı, birçok şeyi olduğu gibi öne çıkardı.

Bunlardan en önemlisi, Çin'in artık gelişmekte olan bir ülke veya üçüncü bir dünya ülkesi değil, gelişmiş, zengin ve yetenekli bir ülke olduğu ve dünyayı bu temele göre ele alması, dünyanın da onu bu temele göre ele alması gerektiğidir.

ABD'de de dünyayı buna göre ele almalıdır. Cumhuriyetçilerin "Yeniden Büyük ABD" ya da Demokratların "Yeniden Lider ABD" sloganları artık bir tercih meselesi değil, ABD'lilerin büyük veya lider ülke ya da her ikisi olmak için ödemesi gereken bedeli belirleyen tarihi deneyimlerin ürünüdür.

Hiçbir ABD lideri, gerek Kuzey Kore'nin nükleer gelişimini kısıtlamak gerekse İran'ın yayılmacı niyetlerini ve eğilimlerini engellemek konusunda Trump'ın kaydettiği ilerlemeyi görmezden gelemez.

Seçim tartışmaları ve polemiklerden uzakta, aslında Trump ya da Biden'ın Ortadoğu'ya yönelik politikalarında büyük farklılıklar yok.

Kaydedilen, ABD'nin daha Obama döneminde Ortadoğu'dan çekilmeye başladığıdır. Biden da ABD Büyükelçiliğini Kudüs'e nakleden ve Arap ülkelerini İsrail ile normalleşme ve barış anlaşmaları imzalamaya yönlendiren "Yüzyılın Anlaşması"nın en önemli dayanaklarını desteklemektedir.

Ancak belki de en önemli gerçek, Ortadoğu ülkelerinin kendi sorunlarını kendileri çözmek zorunda oldukları, içi boş sloganlara ve modası geçmiş seslere tutsak kalmamaları gerektiğidir.

Barış süreci -Arap Barış Girişimi de dahil olmak üzere- artık toplu eylemlere bağlı değil. Farklı ülkelerin koşullarına ve çıkarlarına göre ikili ilişkiler ve faaliyetler yoluyla özüne ulaşmak mümkün.

Artık hiç kimse, Madrid Konferansı'ndaki kolektif diplomasinin Ortadoğu'nun zorlu sorununu çözmek için tek örnek olduğu görüşünün esiri değil.

Tarihsel gerçek şu ki, Mısır ve İsrail arasında eski Mısır devlet başkanı Sedat tarafından başlatılan doğrudan çatışma, İsrail imparatorluğunu küçültmenin kapısını aralayan adımdı.

Ürdün ile İsrail arasında bir barış antlaşmasıyla sonuçlanan ilerleme, özünde iki taraflıydı. Oslo Anlaşması, karşılıklı tanıma ve Filistinliler ile İsrailliler arasında doğrudan müzakerelerden daha fazlasıydı.

Arap-İsrail ilişkilerindeki ilerleme; "Doğu Akdeniz Forumu", BAE ile Bahreyn ve İsrail arasındaki ikili girişimler veya ABD ve BAE'nin İsrail-Sudan arasında arabuluculukları aracılığıyla olsun, bu etkileşimlerin sonuçları tüm ABD yönetimleri tarafından memnuniyetle karşılanacak ve kabul edilecektir.

Özetle, farklı bölgeleriyle dünya, büyük tehlikeler ve ülkelerin ulaştığı olgunluk sebebiyle çok değişmiştir.

Koronavirüs pandemisi bu tehlikelerin en ünlüsüdür. Hala başka dünyalarda yaşayanlar için -örneğin Dağlık Karabağ için savaşanlar gibi- ABD'de ne şimdi ne de seçimlerden sonra Cumhuriyetçi veya Demokrat olsun hiç kimse bir damla bile gözyaşı dökmeyecektir.