ABD’de din ve siyaset ilişkisi

Amerika Birleşik Devletleri’nin din odaklı siyaset politikası tüm dünyaca çok kez eleştirildi. Ülkenin dış politikası her ne kadar rasyonel değerler üzerine inşa edilmiş olsada, dinin etkisi yadsınamayacak biçimde görülüyor. ABD neden din ve siyaseti birbirinden ayıramıyor?

ABD’de din ve siyaset ilişkisi

Geçmiş dönemde her ne kadar kilise ile devlet arasındaki ilişkiler kalın çizgilerle birbirinden ayrılmış olsa ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin bağımsızlığını kazanmasından itibaren, siyasetin dinler arasında nötrlüğü sağlanmaya çalışılsa bile, dinin siyaset üzerindeki etkisi hiçbir zaman ortadan kaldırılamamıştır. Tarihsel süreç içinde Amerika’da din ile siyaset birbiri içine geçmiş ve din, dini gruplar aracılığıyla siyaset üzerinde belirleyici olmuştur.

Nüfusunun ezici çoğunluğu Hristiyan olan bir toplumda, bu dini grubun siyasette nötr olduğunu iddia etmek, pek mümkün de değildir.  Lobi çalışmaları ile ün salmış olan ve hem iç hem de dış politika bağlamında etkili oldukları iddia edilen Yahudiler, zamanla Amerikan siyasetin ana unsurlarından biri haline gelmişlerdir. Din başlangıçta, din adamlarının iyimser yaklaşımları vasıtasıyla kendisini siyasi hayat ve kurumlar üzerinde hakim kılmıştır.

Amerika’da faaliyet gösteren birçok dini grup olmasına rağmen, Protestanlar, Katolikler ve Yahudiler olmak üzere özellikle üç dini grubun daha etkili olduğunu söylemek mümkündür. Amerikan siyasi hayatında en etkili dini grubu Protestanlar oluşturmaktadır. Özellikle Protestanların köktenci kanadını oluşturan Evanjelistler, iyi örgütlenmiş yapıları ile Amerikan siyasi hayatında etkin bir rol oynamışlar ve oynamaya devam etmektedirler.

Din, Amerika’da sadece bir kimlik ve değer olarak değil, en gelişmiş toplumsal kurum olarak kendini göstermiştir. Bunun sonucunda özellikle iyi örgütlenmiş dini gruplar, Amerikan siyasetini dizayn etme konusunda epeyce başarılı olmuştur. Bu bağlamda, “Kutsal Oy: Amerika’da İnanç ve Siyaset” adlı kitabın yazarı Roy Suarez, Amerika’da siyasetin tepeden tırnağa din ile benzenmiş olduğunu öne sürmektedir. Suarez’e göre, Amerika’da siyasetin dini kıstaslara göre düzenlenmesi olağan bir hal almaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri laiklik fikir ve uygulaması açısından da dünyanın en ilginç ülkelerinden biri olarak biliniyor. Bu ülke, Avrupa’dan din özgürlüğüyle ilgili derin yükleri sırtında taşıyarak gelen göçmenler tarafından kurulmuştur. Bu sebeple din özgürlüğü hem toplumsal hayatta hem siyasi–hukuki sisteminde her zaman çok önemli bir yer işgal etmiştir.

ABD’de din özgürlüğünün önem taşıdığı gerçeği bu ülkede din özgürlüğüyle ilgili hiçbir problem yaşanmadığı anlamına gelmemektedir. Tam aksine konuyla ilgili en büyük problemlerin bir çoğu ABD’de çıkmıştır. Geçmişte yaşanmış acı tecrübeler ABD’nin inşa sürecinde kurucu babalar arasında yapılan tartışmaların etkisiyle bugünkü seküler sistem şekillenmiştir. Ülkede dinsel gruplar da oldukça aktiftir. Evanjelik Hristiyanlar gayet büyük bir siyasi güç ve özellikle Cumhuriyetçi Parti başkan adayları (Trump gibi) bu güçten yararlanmak için çok şey yapıyor.

2016’da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başkanlık seçimlerinde Beyaz Saray sözcüsü “Trump’ın başkan olmasını Tanrı istedi” ifadesini kullanmıştı. Bu söz gözümüz ABD siyasetinde dinin ne derece önem taşıdığını ortaya koyuyor. Dünyanın en dindar toplumlarından biri olan ABD toplumu, dini gruplaşmaların ve fikirlerin toplumsal hayatta ve siyasette önemli ve etkili bir rol üstlendiğini savunuyor.  ABD’de Beyaz Saray’da zaman zaman İncil okuma seansları düzenleniyor ve pek çok siyasi konuşmalarda sıklıkla İncil’e atıflar yapıyor.

Din ve dış politika

Amerikan dış politikası her ne kadar rasyonel değerler üzerine inşa edilmiş olsa da, dinin etkisi yadsınamayacak şekilde dış politikada görülmektedir. Dinin, Amerikan dış politikasını oluşturan ana dinamiklerden biri olmasını Püriten öğretinin seçilmiş insanlar metaforu ile açıklamak mümkündür. Zira seçilmiş insanlar metaforuna büyük önem atfeden Amerikalılar, Abraham Lincoln’un ifade ettiği gibi Amerika’yı yeryüzün son umudu olarak ifade etmektedirler.

Seçilmiş insanlar metaforu dolayısıyla Amerikan yöneticileri, bağımsızlığın kazanılmasından bugüne kadar, Amerika’yı kutsal görevlerle donatmışlardır. Amerika’da Hristiyanlıktan sonra en etkin dini grup olan ve Amerika dışında yaşayan Yahudilere karşı da kayıtsız kalmayan, Amerikalı Yahudiler 20’inci yüzyılın başından itibaren örgütlenerek İsrail Devleti’nin kurulması için çaba sarf etmişlerdir.

Tarihsel olarak Amerika’da, Hristiyan-Yahudi yakınlaşmasına katkı sağlayan görüşler, İngiliz kilisesine bağlı bir papaz olan Nelson Darby’nin çabalarının bir sonucudur. Papaz Darby, Hz. İsa’nın dünyaya yeniden gelebilmesinin yolunu, Yahudilerin yeniden İsrail’de toplanmasına bağlamıştır. Bu fikir Hristiyanlar arasında yayılmış ve İsrail Devleti kurulmuştur. Günümüzde ise Evanjelistler, bu düşünceye sıkı sıkıya sarılmışlardır. Evanjelistler için İsrail’in Orta Doğu’da güvende olması büyük önem arz etmektedir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, ABD’nin dış politikasının aslında din yönetiminde olduğunu ifade edebiliriz.