ABD’nin YPG/PKK ile petrol anlaşmasının sebebi

Geçtiğimiz günlerde Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre ABD'li bir petrol şirketi ana omurgasını terör örgütü PKK/PYD'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile petrol anlaşması imzaladı. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo hükümetin anlaşmayı desteklediğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ise anlaşmayı kabul edilemez olarak niteledi.

ABD merkezli “Delta Crescent Energy” şirketi ile YPG arasında imzalandığı duyurulan anlaşma dünyanın beklenmediği bir gelişme değildi. Şirketin kurulduğu 2019’dan itibaren görüşmeleri devam eden anlaşma, ABD Hazine Bakanlığının Delta Crescent Energy şirketine bölgede faaliyet göstermesine ilişkin muafiyet kararı almasının ardından gerçekleşmiştir. Anlaşma, Haseke’nin kuzeydoğusunda yer alan petrol alanlarının tadilatı, kapasite artırımı, üretimin verimi ve nakliyatı konularını içeriyor. Söz konusu bilgiler de konuya ilişkin basına konuşan yetkililere dayanıyor. Deyrizor’daki petrol alanlarının anlaşmaya katılmaması ise dikkat çeken noktalardan.

Trump yönetiminin bu anlaşmaya bir hayli kuvvetli ifadelerle arka çıkarak, varılan mutabakatın tarafı olduğunu duyurması, siyasi boyutları açısından konunun ciddiyet derecesini iyice yukarı çekti.

‘Delta Crescent Energy’ isimli ABD enerji şirketiyle ile SDG arasında imzalanan anlaşmanın varlığı ilk kez geçen 30 Temmuz tarihinde ABD Senatosu Dış İlişikler Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeotarafından yapılan bir açıklamayla ortaya çıktı.

DELTA CRESCENT ENERGY ŞİRKETİNİN KURUCULARI KİMDİR? 

Söz konusu anlaşmanın en dikkat çekici yanlarından biri de şüphesiz anlaşmaya taraf şirketin ortaklarıdır. Şirketin ortaklarına baktığımızda ABD’nin eski Danimarka büyükelçisi James Cain, Amerikan ordusunun Delta Kuvvetlerinde görev yapmış eski asker James Reese ve Suriye’de petrol alanında çalışmış Birleşik Krallık merkezli Gulf Sands şirketinin eski yöneticilerinden biri olan John Dorrier bulunuyor. Bu üç ortağın özelliklerine ve bağlantılarına odaklanıldığında şirket ile YPG arasında yapılan anlaşmanın ticari olmaktan ziyade siyasi olduğu göze çarpıyor. Nitekim söz konusu ortakların Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile sıkı ilişkilere sahip olduğu da medyaya yansıyan önemli verilerden. Nihayetinde şirketin üretim kapasitesini arttırdıktan muhtemel ihraç rotası IKBY olacaktır.

TRUMP ‘PETROLÜ KORUYACAĞIZ’ DEMİŞTİ

ABD yönetiminin himayesindeki bu mutabakat, aslında ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen ekim ayında ABD askeri gücünü Suriye’den çekme kararını açıklamasından sonra, tepkiler üzerine, askerlerin bir bölümünün petrol kuyularını korumak amacıyla burada tutulacağını duyurmasının bir uzantısı olarak görülebilir.

Başkan Trump, 23 Ekim tarihindeki bu açıklamada “Petrolü emniyet altına aldık. Petrolün bulunduğu sahada küçük bir ABD askeri gücü tutacağız. Petrolükoruyacağız ve bununla ilgili ne yapacağımıza gelecekte karar vereceğiz” diye konuşmuştu.

Trump, bu açıklamayı yaptığı gün Suriye’deki SDG (YPG) komutanı olan Mazlum Kobani ile de görüşmüştü. Kobani, İçişleri Bakanlığı’nın ‘en çok aranan teröristler listesi’nin ‘kırmızı kategorisi’nde ‘Ferhat Abdi Şahin’ ismiyle yer alan bir PKK teröristidir. 

ANLAŞMANIN SİYASİ BOYUTU ÖNE ÇIKIYOR

Suriye petrolünü ticari olarak ele almak oldukça zor. 2011 öncesi günlük üretim kapasitesi 380-410 bin varile ulaşan Suriye petrolü rezerv bakımından da bölge ülkelerinin oldukça gerisindedir. Suudi Arabistan’ın 268 milyar varil, Irak’ın 148 milyar varil rezervi bulunurken Suriye’nin yalnızca 2,5 milyar varil rezervi bulunmaktadır. 2018 verilerinde dünyadaki toplam rezerve bakıldığında 1,7 trilyon varil içerisinde Suriye petrolü yüzdelik dilim içerisinde dahi yer almamaktadır. Bununla birlikte petrolün kalitesi de dünya standartlarının oldukça altındadır. Bu nedenle Suriye’deki petrole ticari olarak yatırım yapılması oldukça zor. Söz konusu anlaşmada siyasi saiklerle hareket edildiği çok açıktır.

ABD'NİN HEDEFİ NE?

Çağ Üniversitesi öğretim üyesi Murat Koç, ABD'nin bu hamlesinin sadece Suriye ile sınırlı olmayan, daha geniş alana yayılan bir stratejinin parçası olarak görülmesi gerektiği görüşünde.

Bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden bir uzman olan Koç, "ABD, Suriye'deki bu bölgeyi, Afganistan, Hazar, Irak, Akdeniz enerji aksında kontrol edilmesi gereken önemli bir kavşak olarak görüyor. Bu kavşağı yerel aktörlerle, istenilen forma girmeye elverişli, esnek, SDG ve YPG gibi amorf terör örgütleriyle, askeri destek ile bekçilik görevi verdiği bu yapılarla, kontrol etmek istiyor. Petrol anlaşması da bunu teyit ediyor" değerlendirmesini yaptı.

TÜRKİYE'NİN TAVRI NE OLABİLİR?

Suriye’deki YPG/PKK varlığının tahkim edilmesi Türkiye için izaha mahal bırakmayacak bir ulusal güvenlik sorunudur. Konu bu açıdan ele alındığında Türkiye’nin diplomatik çabaları sonuç vermediği takdirde yeniden askeri hamlelere başvurması muhtemeldir. Askeri hamle öncesinde Türkiye’nin ön alıcı adımları olabilir. Türkiye, Suriye’de adil bir düzen inşa etmek ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni bir Baas idaresinin önüne geçmek adına ABD’nin dayatmalarına karşı ön alması ve SDG ismiyle idaresi sağlanan Arap toplumunu Suriye Geçici Hükümeti ve Suriye Milli Ordusu kanadına dahil etmesi bir başlangıç olabilir.