ABD ve Çin Mücadelesi

Amerika Birleşim Devletleri (ABD) ile Çin ilişkilerinde gerginliğe 3 kırılma neden oldu. Ticaret Savaşları (Çin’in ekonomik olarak yükselişi), Hong Kong protestolarının patlak vermesi ve Güney Çin Denizindeki ihtilaflı adalar. Bu üç neden Çin ve ABD ilişkilerinde yaşanan gerginliğin ana dinamikleridir. Bu dinamikler çözülmediği sürece dünya daha kaotik bir sürece sürüklenecektir.

Çin’in son 30 yılda dünyanın üretim üssü haline gelmesi ekonomik anlamda devasa kazanımlar elde etmesine yol açtı. Bu bağlamda artan ekonomik gücünü küresel siyasette etkin bir şekilde kullanan Çin, diğer taraftan da silahlanmaya hız verdi. Ülke güvenliğini ve ticaret güzergahlarını güven altına almaya çalışan Çin’in dünyanın her alanındaki etkisi giderek artıyor.

Ekonomi destekli siyasi gücünü Asya Pasifikten, Ortadoğu’ya, Afrika’ya Avrupa’ya ve Güney Amerika’ya kadar hissettiren Çin’in hem ekonomik gücünün artması hem de küresel siyasetteki etkinliğinin hissedilmesi ABD’yi tedirgin etmiş durumda. Bu bağlamda iki ülkenin kozlarını paylaştığı alanların başında Güney Amerika ve Güney Çin Denizi geliyor.

Son 15 yılda girişimleriyle ve “yumuşak ekonomik gücü” ile Çin’in Latin Amerika’daki etkisi giderek artmaya devam ediyor. Para endeksli siyaset yürüten Çin, dünyanın pek çok yerinde yatırımlarla egemenlik alanlarını genişletiyor. Borçlandırarak tahakküm altına alma stratejisiyle ilerleyen Çin, Afrika kıtasında özellikle orta Afrika’da milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçekleştirerek etkinlik alanı genişletti. Ayrıca 2015 yılında Afrika-Çin arasındaki ticaret hacmi 103 milyar dolara ulaştı.

Gizli ekonomik strateji güden Çin’in ana amacı Latin Amerika ülkelerine borç vererek veya ekonomik ortalıklar geliştirerek siyasi, ekonomik ve jeo-stratejik pazarları/ticaret yolları ile enerji kaynaklarını/şirketlerini ele geçirmek. Latin Amerika’da Brezilya, Arjantin, Meksika, Şili ve Peru üzerine yoğunlaşan Çin, Avrupa ülkelerini geride bırakarak ABD’nin ardından bölgenin en büyük ikinci ticari ortağı oldu. 2015 yılı rakamlarına göre Çin-Latin Amerika arasındaki ikili ticaret hacmi 200 milyar doların üzerinde gerçekleşti.

Çin’in “yumuşak ekonomik güç” stratejisine dayalı sessiz sedasız yükselişi ABD’nin gözünden kaçmıyor. İki ülkenin çekişmesi dünyanın her alanlarına yansıyor. Güney Amerika ülkeleri halk ayaklanmalarıyla sarsılırken Afrika ülkelerinde 2011 yılından beri iktidarlar devriliyor yerlerine yenileri kuruluyor.

ABD, Çin’i kendi evinde vurmaya çalışıyor. 1947 yılında Çin’in üzerinde hak iddia ettiği Güney Çin Denizi iki ülkenin üstünlük savaşının en net şekilde yaşandığı bölge konumunda. Fakat iki ülke arasındaki üstünlük savaşı sadece Güney Çin Denizinde yaşanmıyor, Çin’in içlerine doğru kaymış durumda. Nitekim Hong Kong’da yaşanan gösterilerle Çin’in dikkati ve gücü bölge üzerine çekildi.

 

“Güney Çin Denizi Pekin yönetimi, 1947’de yayımladığı haritayla egemenlik ihtilaflarının yaşandığı Güney Çin Denizi'nin yüzde 80'i üzerinde hak iddiasında bulunurken, yer altı kaynakları açısından zengin bölgede başta Filipinler olmak üzere aralarında Vietnam, Brunei ve Malezya'nın da bulunduğu komşu ülkelerle egemenlik tartışmaları yaşıyor. Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi'ndeki adalara üs inşa ederek egemenlik hakkı iddiasına, bölge ülkelerinin yanı sıra ABD de karşı çıkıyor.”

Ülke güvenliğinin sağlanması için Güney Çin Denizinde hak iddia eden Pekin yönetimi, bölgede yapay adalar inşaat etmeye başladı. Bu adalar üzerine füze sistemleri konuşlandıran Pekin yönetimi, diğer taraftan da bu yapay adalar üzerine savaş uçağı pistleri ve üsler inşaa ediyor. Çin’in Güney Çin Denizindeki hamleleri ABD tarafından tepkiyle karşılanıyor.

2018 yılında ABD’ye ait bir nükleer kapasiteli bombardıman uçağı, Doğu Çin Denizindeki adalar üzerinde gövde gösterisi yaparak iki ülke arasında yeni bir krize sebebiyet vermişti. Pentagon uçuşun önceden planlandığına dair açıklamalarda bulunarak ABD’nin niyetini belli etmişti. Pentagon’un niyet belirtmesinin dışında 2016 ABD Başkanlık Seçimleri’nde Trump’un kampanya yöneticisi olan ve 2 yıl önce Breitbart adlı bir radyo şovuna katılan Steve Bannon, dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştu.

Bannon,”Gelecek on yıl içinde Güney Çin Denizinde savaşacağız. Bunda hiç şüphe yok. Onlar (Çinliler) bölgede kumdan adalar yapıp, üzerine uçak pistleri ile füze yerleştiriyorlar. Çinliler tüm bunları ABD’nin gözleri önünde yapıyor.” ifadeleriyle yakın gelecekte ABD ve Çin’in Güney Çin Denizinde savaşacağını ortaya koymuştu.

Diğer taraftan ABD başkanı Donald Trump’a oldukça yakın bir isim olan stratejist Henrry Kissinger, Pekin’de katıldığı 2019 Yeni Ekonomi Forumu’ndaki (NEF) konuşmasında, ABD ve Çin’in “Soğuk Savaşın Eşiğinde” olduğunu savundu ve eğer gerilim sınırlandırılamazsa, sonuçlarının Birinci Dünya Savaşı’ndan daha ağır olacağı uyarısında bulundu.

Steve Bannon (Solda) ve Henrry Kissenger (Sağda)

 

Kissinger, iki ülkenin önündeki ortak meselenin, çatışmalardan kaçınmak için geleceğe yönelik ortak kararlılık ortaya koyulması olduğuna dikkat çekti ve “Bunun için hala çok geç değil” değerlendirmesi yaptı.

İki ülkenin ticaret savaşlarına devam etmesi sonucunda dünyanın herhangi bir yerinde birbirinin ayağına basamak durumunda kalacağını belirten Kissinger, iki ülke arasındaki olası bir çatışmanın, dünyaya felaket niteliğinde sonuçlar getirebileceğini kaydetti.

Steve Bannon ve Henry Kissinger’ın açıklamalarıyla iki ülke arasında yaşanacak olası bir çatışmanın etkilerinin uzun yıllar boyunca süreceği sonucuna varılıyor. Direkt olarak bir çatışma yaşanmasa da güç sınırlandırması olarak dünyanın farklı bölgelerinde gerek siyasi ve ekonomik gerekse de askeri olarak karşılık hamleler geliyor. Nitekim son olarak Amerikan donanmasına ait savaş gemilerinin, Güney Çin Denizinde, Pekin’in hak iddia ettiği adalara yakın bir bölgede seyretmesi iki ülke arasındaki gerginliğin yine artmasına yol açtı.

Amerikan donanmasına ait savaş gemileri, "uluslararası deniz hukukuna göre, bölgedeki karasularından bütün ulusların geçiş hakkı olduğu" gerekçesiyle ve bir anlamda Çin’e gözdağı vermek amacıyla Güney Çin Denizi’nde tartışmalı adalar etrafına belirli aralıklarla seferler düzenliyor.

Sonuç olarak süper güç konumuna yükselen Çin’in ve süper güç olan ABD’nin ilişkilerindeki gerginliğin giderek artması ve bir çatışmaya dönüşmesi sadece iki ülkeyi etkilemeyecektir. Dünyanın soğuk savaş dönemine dönmesine sebebiyet verecektir. Öyle gözüküyor ki Çin’in artan ekonomik gücünü küresel siyasette etkin bir şekilde kullanmaya başlaması ve dünya genelinde hakimiyet alanlarını genişletmesi sonlanmayacak ve bu ABD’yi müdahaleye yönlendirecektir.

Gerginliğe neden olan dinamiklerin çözülememesi ABD ve Çin arasındaki ilişkilerin derinleşmesine ve mücadele alanlarının genişlemesine sebebiyet verecektir.