ABD seçimleri Esad'ın geleceğini belirleyecek

Suriye iç savaşının başladığı ilk günden beri ülke ekonomisi 2011 yılına oranla 3'te 1 oranına geriledi. Bu durumun yaşanmasında sivil alt yapının tamamen yok edilmesi yatarken, ABD'nin İran'a uyguladığı yatırımlar da etkili oldu. zira iç savaşın başladığı ilk günden beri İran, Suriye'ye ekonomik destek sağlıyordu. Fakat Trump yönetiminin uyguladığı yaptırımlar, İran'da maddi destek sağlayacak güç bırakmadı. Peki kasımda düzenlenecek seçimleri Biden kazanırsa ne olur?

Suriye iç savaşının ekonomik etkisi ülkeyi hırpaladı ve yeni bir huzursuzluğun ortaya çıkmasına neden oldu. Suriye'nin ana finans destekçileri olan ve Rusya'nın desteğini bile aşan İran'da ekonomik koşullar da benzer şekilde kötüleştikçe, Suriye kendi sınırlı kaynaklarına güvenmek zorunda kaldı ve bunun pek bir etkisi olmadı. Şimdi, Beşşar Esad rejiminin hayatta kalması ironik bir şekilde bu kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimlerinin sonucuna ve bunun ABD-İran ilişkileri için ne anlama geleceğine bağlı.

MADDİ DESTEĞE DARBE

Suriye ekonomisinin bozulması, 2011 yılında iç savaşın başlamasının ardından yok edilen sivil alt yapının, ABD’nin uyguladığı ekonomik yaptırımlarla birleşmesinin sonucunda ortaya çıktı. Dünya Bankası Ağustos 2019’da ülkenin GSYH’sinin çatışma öncesi seviyelerin neredeyse üçte birine gerilediğini ve negatif büyümenin yüzde 64’ünün fiziksel sermayenin yok edilmesinden kaynaklandığını belirten bir rapor yayınladı.

Normal şartlar altında Suriye, mali yardım için İran'a güvenmeyi bekleyebilir, ancak ABD Başkanı Donald Trump'un 2018'de uyguladığı ekonomik yaptırımlar İran ekonomisine diz çöktürerek, Tahran’ı sınırlı olan kaynaklarını içe odaklamaya ve Suriye'yi tek başına ekonomik sorunlarıyla yüzleşmeye zorladı. Öte yandan korona virüs salgını İran ekonomisine daha da büyük bir darbe indirerek GSYH’sinin yaklaşık yüzde 15 oranında azalmasına neden oldu.

OBAMA VE TRUMP’UN POLİTİKALARI

ABD'nin Suriye politikası büyük bir çoğunlukla iki parti tarafından da destek gördü. Obama ve Trump yönetimleri, DAEŞ’i yenmek için kapsamlı askeri müdahalelerde bulunmak ve Esad rejimine sert ekonomik yaptırımlar uygulamak için ülkeye benzer yaklaşımlar benimsediler. Ancak ABD'nin müdahalesi Suriye ekonomisinin çöküşünde etkili olurken, Esad için tek çıkış yolu İran'dan gelecek ekonomik desteğe güvenmek oldu. Bu nedenle, Suriye ekonomisi üzerindeki en büyük etkiyi Trump'un ve eski Başkan Barack Obama'nın İran'a farklı yaklaşımları oldu.

Obama, 2015 yılında İran ile nükleer anlaşma yaptı ve ülke üzerindeki ekonomik baskıyı önemli ölçüde azalttı. İmzalanan anlaşma ile İran, küresel ticaret sahnesine çıkarken, zaman içerisinde elde ettiği ekonomik kazanımlar ve artan kapasitesi ile Suriye başta olmak üzere yurtdışındaki müttefiklerine destek vermeye başladı.

Trump'un nükleer anlaşmadan çekilme ve İran'a 2018'de yaptırım uygulama kararı bu süreci tersine çevirdi. Trump yönetiminin, İran’a yaptırımlar uygulamasının ardından, Suriye rejimiyle yakın bağları olan bir haber ajansı, İran'dan gelen kredi hattının kesildiğini ve ülkenin yoğun şekilde bağımlı olduğu Suriye petrol sektörünün çökmesine yol açtığını bildirdi.

SURİYE EKONOMİSİ CAN ÇEKİŞİYOR

Suriye hükümeti, İran krizine katı kemer sıkma tedbirleri uygulayarak yanıt verdi. Geçtiğimiz ocak ayında, İç Ticaret ve Tüketiciyi Koruma Bakanı Yardımcısı, büyüklüğüne bakılmaksızın her ailenin sadece 8,8 kilo şeker, 6,6 lira pirinç ve 2,2 liralık çayı "akıllı kart" programı aracılığıyla bir ayda sübvanse edilen oranda alacağını duyurdu. Bu, hükümetin 2019 yılında uygulamaya koyduğu pişirme gazı istihkakına ek olarak geldi.

Esad ayrıca, 2019 yılında, mal ve hizmet talebinde artışa yol açacağı ve sonuçta ekonomiyi canlandıracağı umuduyla, insanların cebine daha fazla para koymak için emeklilerin ve memurların maaşlarını artıran iki yasa emri de yayınladı. Mantığı sağlamdı ama politika direktifleri ekonominin doğal zayıflıkları yüzünden kısıtlandı. Fiziksel sermaye kaybına ek olarak, ekonomik yaptırımlar, Suriye'yi uluslararası pazardan uzaklaştırarak, üretim kapasitesini azaltan dış yatırımı çekme yeteneğini de sınırladı. Dahası, ekonominin kendi kendini finanse etme kapasitesi sınırlanırken, özellikle de Suriyeli haneler geçinmek için daha fazla tasarruf etmek zorunda kaldı.

ABD SEÇİMLERİ ESAD'IN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK

Suriye’nin ekonomik sağlığının büyük bir kısmı hükümetin İran’dan mali destek almasına bağlı, dolayısıyla da ülkenin ve Esad’ın geleceği, yaklaşan ABD başkanlık seçimlerinin sonucuna. Eğer Trump ikinci dönemi kazanırsa: Beyaz Saray büyük olasılıkla Tahran'a yönelik maksimum baskı kampanyasını sürdürecek, ülkeye sıkı yaptırımlar uygulayacak ve kaynaklarını kendi çökmekte olan ekonomisine ve halkın rejimden duyduğu memnuniyetsizliğin artan duygusuna odaklamaya zorlayacak.

Ancak demokrat aday Joe Biden kazanırsa, ABD büyük olasılıkla diplomasiye geri dönecek, İran'la ilişki kurmayı seçecek ve en önemlisi de selefinin nükleer anlaşmasına yeniden girecek. Bu sürecin bir parçası olarak, Biden yönetimi büyük olasılıkla İran'a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırarak, Tahran’ın kaynaklarını tekrar yurtdışına açılmasına olanak sağlayacaktır. Tabi ki böyle bir hareketin doğal riski, Esad'ın Suriye'de güçlenmesi, oradaki ABD otoritesinin baltalanması ve Ortadoğu'da İran'ın güçlenmesidir. Ama bu aynı zamanda halkın mağduriyetini hafifletmek ve Suriye ekonomisini istikrar yoluna sokmak anlamına da gelecek.

ESAD OTORİTESİNİ GÜÇLENDİREBİLİR

Tüm bunların ironisi, hükümetin elindeki bölgelerdeki Suriye halkı için iyi olanın Esad için de iyi olması, en azından şimdilik. İran'dan gelen nakit girişi şüphesiz rejimi güçlendirecek ve yoksul Suriyeliler arasındaki hoşnutsuzluğu azaltarak, Esad’ın meşruiyetini yeniden inşa etmesine olanak sağlayacaktır. Ne Trump ne de Biden başkanlığı Suriye'ye ekonomik yaptırımlar getirmeyecek, bu yüzden Esad iktidarda olduğu sürece ülkenin büyüme potansiyeli sınırlı kalacak. Ancak Suriye yine İran'ın önemli desteğini alabilirse, Esad'ın iktidarın dizginlerini süresiz olarak elinde tutabilecek.