ABD ve Çin, Güney Çin Denizi'nde savaşacak

İki önemli küresel güç olan ABD ve Çin’in Güney Çin Denizi sınırları içerisinde Tayvan özelinde savaşabileceği gündeme geldi. ABD’nin Asya-Pasifik politikası ne zaman şekillendi ve Asya-Pasifik başkanı kim? Uzun süredir Tayvan’ı silahlandıran ABD, Çin’in herhangi bir işgal girişimine karşı geri planda mı duracak yoksa savaşa müdahil mi olacak? Çin’in deniz sınırları giderek ısınırken, dünya kamuoyunun gözleri iki ülke ilişkilerine odaklanmış durumda.

Küresel güç dengesi 2000 yılından sonra değişmeye başladı. Eksen Batı’dan Doğu’ya doğru kayarken, ABD düşüyor Çin yükseliyor. Zira son yıllarda ABD’nin küresel dış borcu katlanırken, Çin’in ekonomik büyümesi katlandı. Ekonomik zorunluluklardan ötürü ABD dünyanın farklı bölgelerindeki askeri unsurlarını azaltırken, Çin daha yayılmacı bir politika uyguluyor. Dolayısıyla iki ülke sürekli kapışma halinde oluyor.

Çin’in sessiz yükselişi karşısında politika değişikliğine giden ABD, Obama döneminde tamamen Asya-Pasifik odaklı düşünmeye başladı. Bu kapsamda 'Pasifik Yüzyılı Projesi' yayınlanırken, Obama kendisini Asya Pasifik Başkanı ilan etti. Proje kapsamında ABD, Çin’i tartışmalı sular-bölgeler üzerindeki “tarihsel egemenlik” hak iddialarını sonlandırmak ve küresel liderliği Çin’e kaptırmamak için askeri varlığını bölgede arttıracak politikalara yöneldi.

Küresel liderlik için mücadele eden iki süper gücün, ilerleyen yıllarda vekalet savaşlarına ya da direkt olarak savaşa gireceğine şu an için kesin gözüyle bakılıyor. Fakat savaşın, dünyanın hangi noktasında patlak vereceği henüz netlik kazanmış değil. Buna rağmen ABD tarafı şimdiden savaş meydanını belirlemiş durumda. Yapılan açıklamalar, atılan adımlar ve gelişmeler ABD’nin Çin ile savaşa Güney Çin Denizi’nde Tayvan’da gireceğini gösteriyor.

PASİFİK YÜZYILI PROJESİ

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Sovyetlerin çekildiği bölgelerde oluşan güç boşluğu ABD tarafından askeri güç ile doldurulmak istendi. Fakat ABD’nin askeri güç kullanması istikrarı getirmezken, yaşanan kayıplar ve Beyaz Saray’ın içerde sıkıştırılması Washington’da politik değişikliğe neden oldu. George Bush döneminin sonlarına doğru belirgin hale gelen bu durum, Barack Obama döneminde zirveye tırmanmaya başladı.

ABD dış politikada değişikliğe giderken Obama döneminde yeni dış politikanın ana hatları belirlenmiş oldu. Asya’da dengelerin yeniden kurulması çağrısıyla yeni bir politika gündeme geldi. Böylelikle ABD Dış Politikası Asya-Pasifik odaklı düşünmeye başladı. Seçimleri kazandıktan sonra ABD’nin küresel konumunu belirleme ve yeniden yapılandırmak amacıyla yola çıkan Obama, kendisini ‘Pasifik Başkanı’ olarak tanıttı ve ‘Pasifik Yüzyılı’ projesi gündeme geldi. ABD böylelikle dünyanın farklı noktalarından Asya-Pasifik'e kaymaya başladı.

ABD’nin Asya-Pasifik'e kaymasının bir diğer nedenini ise Çin’in ekonomik olarak yükselmesi ve küresel liderliği hedeflemesi oluşturuyor. Öte yandan Çin'in, ekonomik büyüme dışında askeri alanda gelişme kaydetmesi ve Güney Çin Denizi üzerinde “tarihsel egemenlik” hakkı olduğunu iddia etmesi ABD’yi daha fazla endişelendiriyor. Dolayısıyla ABD savunma moduna geçerken, Asya-Pasifik'teki askeri varlığını arttırmaya başladı.

ABD, ASKERİ UNSURLARINI ASYA-PASİFİĞE KAYDIRIYOR

Asya’da dengeleri yeniden kurmak amacıyla harekete geçen ABD, dünyanın farklı noktalarındaki askerlerini Asya-Pasifik'te konuşlandırıyor. 2012 yılından beri bölgedeki askeri unsurlarını artıran ABD, Orta Doğu, Afrika ve Asya’daki askeri unsurlarını da azaltmayı gündeme almıştı. 2012 yılında Avustralya’nın Darwin kentine 2 bin 500 kişilik askeri birlik gönderen ABD, bölgede bir üs kurmayı amaçlıyordu. Fakat Avustralya’nın en büyük ticaret ortağı Çin’den çekinmesinden ötürü askeri üs kurulamadı. Askeri üssü kuramayan ABD, Asya-Pasifik’te savaş uçağı ile birlikte donanma bulundurmayı kararlaştırdı.

Askeri unsurların Asya-Pasifik'e kaydırılması gündeme alınırken, boşaltılacak bölgelerde ortaya çıkan güç boşlukları da düşünüldü. Bu bölgelerde Rusya veya Çin'in yayılmasını önlemek için de önlemler alınmaya çalışılıyor. Nitekim Donald Trump yönetimi, bu kapsamda NATO’yu Orta Doğu’yu içine alacak şekilde genişletmeyi gündeme getirmişti. Fakat Trump yönetiminin bu önerisi kamuoyunda yer bulmadı.

Ayrıca Trump döneminde, Orta Doğu dışında Afrika’nın Sahel bölgesinde, Fransa ile birlikte güvenlik misyonu gerçekleştiren ABD askerlerinin bölgeden çekilmesi ve görevlerini Fransız birliklerine devretmesi kararlaştırıldı. Öte yandan Avrupa’daki askeri varlığını azaltma yolunu seçen ABD, Avrupa’nın Rusya’nın etkisine girmesini engellemek için Polonya’daki askeri varlığını arttırdı.

SAVAŞ ALANI GÜNEY ÇİN DENİZİ VE TAYVAN OLACAK

İki ülke arasında son 5 yılıdır dolaylı olarak devam eden mücadelenin savaş meydanına taşınmasına ramak kaldı. Zira iki ülke yetkililerinden yapılan açıklamalar ilişkilerin iyice gerildiğini ve her an sıcak çatışmaların patlak verebileceğini gösteriyor. Sıcak çatışmaların bölgesinin ise Güney Çin Denizi ve Tayvan olacağı yetkililerce yapılan açıklamalardan anlaşılıyor.

ABD’nin bir önceki başkanı Donald Trump’ın başdanışmanı olan stratejist Steve Bannon bir radyo programında yaptığı açıklamada, “Güney Çin Denizi’nde 10 yıl içerisinde Çin ile kesinlikle savaşacağız” ifadelerini kullandı. Bannon’ın açıklamaları kısa süre içerisinde kamuoyunda büyük yankı uyandırırken, ABD Çin ile savaşacak yorumlarının yapılmasına neden oldu. Öte yandan Trump’ın Başkanlığa gelmesine sayılı günler kala Pekin tarafından yapılan bir açıklamada, “ABD, Güney Çin Denizi’ne erişimimizi yasaklamaya niyetleniyorsa, askeri çatışmaya hazırlıklı olmalı” ifadeleri kullanıldı.

Güney Çin Denizi dışında ABD’nin ilgilendiği bir diğer bölge ise Tayan. Çin’in üzerinde hak iddia ettiği Tayvan ile yakından ilgilenen ABD, bir taraftan Tayvan’ı silahlandırırken diğer taraftan da Tayvan’ı Çin’e karşı koruma kalkanı altına alıyor. Fakat bugün ABD’nin Asya-Pasifik komutanı Philip Davidson yaptığı açıklamada, Tayvan’ın savaş alanlarından biri olabileceğini gündeme getirdi. Davidson yaptığı açıklamada, gelecek 6 yıl içerisinde Çin’in Tayvan’ı işgal edeceğini belirtti.

Tayvan’ın demokratik ve kendi kendini yöneten bir ülke olduğunu belirten Davidson'ın açıklamalarının yanında ABD’nin Tayvan’ı uzun süredir silahlandırdığı biliniyor. Nitekim geçtiğimiz yılın ekim ayında ABD, Tayvan’a 2 milyar dolar değerinde 3 silah sistemi sattı. Çin tarafı, ABD’nin silah satışını onaylamasının iki ülke ilişkileri üzerinde olumsuz etkileri olacağını dile getirmişti. O dönem Trump’ın Ulusal Güvenlik Başkanı olan Robert O’Brien, üst düzey İngiliz ve Amerikan askeri istihbarat yetkililerine hitaben yaptığı 20 dakikalık konuşmada, Çin'in kendi halkına zulmeden, komşularına ve Batıya boyun eğdirmeye çalışan kaba bir güç olduğunu belirtmişti. İki ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün derinleşirken, savaş çanları çalmaya başladı.

Sonuç olarak ABD’li ve Çinli yetkililerin açıklamaları iki ülke arasında savaşın patlak vereceğini ve hatta çıkacak savaşın Güney Çin Denizi sınırları içerisinde Tayvan’da olacağını gösteriyor. İlerleyen dönemlerde Çin’in güvenlik psikolojisi ile hareket ederek Tayvan’ı işgal etmesi ihtimal dahilinde. Çin’in Tayvan’ı işgal etmesi, ABD’yi direkt olarak ya da dolaylı olarak savaşın içine çekecek.