ABD Lübnan’da ne planlıyor?

ABD’nin Irak’a girmesi, Yeni Orta Doğu projesiyle birlikte, Lübnan’daki Müslüman-Yahudi çatışması dini tartışmalara farklı bir boyut kazandırmıştır. Lübnan’daki İran destekli Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarını artırarak İsrail’in Lübnan’a girmesine neden olduğu bu ortamda, gelişmeleri birbirinden bağımsız düşünmek mümkün olamamaktadır.

ABD Lübnan’da ne planlıyor?

Soğuk Savaş sonrasında askeri ve siyasal ittifakların yayılmasının yanında, dünyayı etkileyen olgulardan başlıcası, 160’dan fazla ülkenin ideolojilerini kaybetmeleri olmuştur. Kalkınmış ve demokratik bir yapıda olmalarına rağmen, ülkelerin çoğunda dini ideolojiler, ulusal ideolojilerin üzerine çıkmaya başlamıştır. Dünyada yeni yapılaşma Ortaçağ’daki dini bloklaşmalara benzemeye başlamıştır. 11 Eylül saldırısıyla birlikte Hristiyan dünyası İslam inancını korku, şiddet ve insan hakları ihlalleri gibi konularla özdeşleştirir hale getirmiştir.

İran üzerinden konunun ilerlemesinin ana nedeni, bu ülke üzerinden Lübnan planları yapılmasıdır. İran stratejisinin ana hedefi, Lübnan’da Şii bir İslam devleti kurarak İsrail sınırlarını dayanmaktır. İkinci hedef ise, İsrail’in Orta Doğu’dan atılmasıdır. Bu hedeflere uygun olarak Hizbullah adlı örgüt, İran askeri istihbaratının desteğiyle 1982 yılında Lübnan’da faaliyete geçmiştir. Örgüt tarafından İran bağı, Şii dünyasının lideri olan bu ülkenin İsrail işgaline karşı yürüttüğü mücadelesine verdiği destekle açıklanırken, İran Devrim Muhafızları’ndan alınan destek de gizlenmemektedir.

BM’e kayıtlı bir devlet olan Lübnan, dini ve mezheplere dayalı idari ve politik yapısının acı ve sıkıntısını çekmektedir. Hizbullah gibi Şii kökenli militarist grupları kaçınılmaz olarak ülkesinde barındırmakta ve onları Lübnan ordusunun bir parçası olarak kabul etmektedir. Bir ülke kendi topraklarında kesin politik ve askeri kontrolü sağlamak zorundadır. Son 50 yılda bu ülkenin yaşadıkları, kuruluşundaki hatalı prensiplerin sonucudur.

Lübnan gibi bitaraf bir ülkenin bertaraf olması kaçınılmazdır. BM yönetimindeki uluslararası askeri gücün çok uzun vadeli görev yapamayacağı dikkate alındığında Lübnan, güvenliğini ikili bir anlaşma ile stratejik ortak olarak kabul ettiği güçlü bir ülkeye veya NATO gibi askeri bir kuruluşa devredecektir. Bu ülkeler ABD-İngiltere koalisyonu veya daha fazla katılımlı olabilir. Böylece Lübnan mevcut demografik yapısı ile Batı’nın politik kontroluna sokulacak veya demografik yapısı değiştirilerek Hristiyan devleti haline getirilecektir.

Şiileştirme projesi

Irak’ta İran öncülüğünde devam eden Şiileştirme projesi hâlâ devam etmektedir. Batılı kaynaklar, Lübnan sınırında yeni Şii ağırlıklı yerleşimler oluşturulduğunu ve bu bölgelere İran’dan gelen kişilerin ağırlıklı olarak yerleştirildiğini iddia ediyorlar. Ayrıca Suudi Arabistan’ın Yemen’de devam eden savaşı Lübnan’a taşıma isteği ve İsrail'in Hizbullah'ı bahane ederek Lübnan'a müdahale etme arzusu, ilerleyen süreçte yalnız Suriye ve Irak'ın değil, Lübnan'ın da parçalanabileceğini işaret ediyor.

Yapılan görüşmelerin neticesi

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Lübnan ziyareti sırasında “Beyrut’taki yetkililere bir siyasi partiden ziyade bir silahlı örgüt olan Hizbullah’ın yükselişe geçmesine tahammül edemeyeceğimizi bildirdik” açıklamasında bulundu. Bu ziyaretin arka plandaki nedeni ise, ABD'nin Orta Doğu'ya yönelik politikasında önemli bir yer tutan İran karşıtlığının açık bir göstergesi olduğu gibi Lübnan iç siyasetini dizayn etme çabası olarak da algılandı.

ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik yaptırımları ve siyasi bakış açısı, Lübnan’ın iç siyasetini de büyük oranda etkilemiştir. Lübnan ise bu uluslararası siyaset baskısı altında Hizbullah ile ilgili seçim yapmaya zorlandığı gergin günler geçiriyor. Pompeo’nun Lübnan ziyareti sırasında konuşulan en önemli konulardan biri Hizbullah ve Lübnan ilişkileriydi. Bazı yorumculara göre; ABD, Lübnan’ın iç dengeleri sebebiyle Hizbullah’ın siyasetteki varlığını tamamen ortadan kaldıramayacağını bilse de bu örgütle siyasal ittifak kuran ancak geçmişleri husumetlerle dolu siyasi parti ve hareketleri Hizbullah ile aralarına mesafe koymaya çağırıyor.

Hizbullah’ın gücü

İsrail ve ABD'nin 'terör örgütü' olarak tanıdığı Hizbullah, 90’lı yıllardan bu yana seçimlere katılıyor. Siyasi gelişimi gittikçe yükselen Hizbullah, son seçimlerde 13 parlamenter ile meclise girerek kabinede biri kritik 3 bakanlık koltuğu elde eden bir parti konumunda.

Son seçimlerde Hizbullah’ın elde ettiği başarı; ABD tarafından terör örgütleri listesinde bulunan Hizbullah'ın, Suriye'de iç savaşa Esad'a destek vermek amacıyla katılmasından bu yana güç kazandığının ve İran'ın bölgede etkinliğinin arttığının bir işareti olarak yorumlanıyor. Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah, seçimin gayriresmi sonucunu, "İsrail karşıtı direnişin siyasi ve ahlaki zaferi" olarak nitelemişti.

İran Devrimi’nin 40. yılı nedeniyle İran’da gerçekleşen merasimlerin Hizbullah tarafından Lübnan’da yapılması, seçim sonrası oluşan kabinede İran-Suriye’ye yakın Lübnanlı siyasi aktörlerin gözle görülen etkisi ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Beyrut ziyareti, Lübnan siyasetine Batı karşıtlığının daha da hakim olacağı şeklinde yorumlanıyor.

Hizbullah’ın İran ile kurduğu bu yakın bağ, ABD’nin uyguladığı çeşitli yaptırımlarla Lübnan ekonomisine oldukça büyük zararlar veriyor. ABD, özellikle bu örgüte yakın iş adamlarının yurt dışındaki mal varlıklarının kontrol edilmesi suretiyle para akışlarını engelliyor. Kendisinin ekonomik sıkıntılar çekmesine rağmen İran’a yardım kampanyaları düzenlemesi ise eleştirilerin odak noktası oldu. Ancak bu tepkilere rağmen Hizbullah’ın İran’a sırtını dönmeyeceği tahmin ediliyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, ABD'nin İran Devrim Muhafızlarını terör listesine alması ve Hizbullah ile alakalı Beyrut yönetimine yönelik ihtarlarını “savaş hazırlığı” ve “Lübnanlıları birbirine karşı kışkırtmak” olarak yorumladı. Pompeo’nun Lübnan’ın Şii hareketlerinden Emel hareketine Hizbullah ile aralarına mesafe koymaları gerektiği ifadeleri basına yansımıştı. Pompeo’nun bu tavrının altında yatan neden aslında Hizbullah’ı iç siyasette zayıflatma yönünde atılmış bir adım.

ABD’nin Lübnan’da iç savaş istediğini söyleyen Nasrallah, “Büyük veya küçük şeytanların durumumuzu manipüle etmelerine ve bir iç savaşın kıvılcımını yaratmalarına izin vermeyeceğiz” diyerek bu konuya dair de açıklamasını yaptı. Nasrallah ayrıca bahsi geçen görüşmede, Pompeo’nun Hizbullah’a geniş şekilde yer vermesine rağmen, İsrail’den bahsetmediğini,  “İsrail’in Lübnan topraklarını ve egemenliğini her gün ihlal ettiğini söylemedi” diyerek aktardı.

Emel Hareketinin kurucusu Musa Sadr’e bağlı kimseler için Hizbullah, İran’ın açık ajanlığını yapan bir yapıdır. Emel ve Hizbullah ittifakının sarsılmaz bir birlikteliği olduğu izlenimi var olsa da, bir yol ayrımına gidilebileceği de açık bir şekilde görülüyor. Emel hareketinin, İran’ın çıkarları için Lübnan’ı yok saymayacağı çok net bir şekilde görülüyor. Ancak, Lübnanlı Şii din adamı Muhammed Ali el-Hüseyni’nin, Emel’in yeterince gücü olmadığı ve Hizbullah’ı iç siyasette karşısına alamayacağı şeklindeki yorumu da dikkate değer. Özet olarak Emel, Lübnan’ın İran için tehlikeye atılmasını tasvip etmese de Hristiyanların da Hizbullah ile olan müttefikliğine güvenerek tehditlere boyun eğip ABD'ye da istediğini vermeyeceği söylenebilir.