ABD-İran Krizi nereye gidiyor?

ABD-İran krizi  özellikle 2003 yılından beri dün­ya gündemini meşgul etmektedir. 1979 devriminden sonra arala­rı açılan İran ile ABD arasında son günlerde her zamankinden daha ciddi, somut bir prob­lem ve gerilim söz konusu. Öyle ki ABD, son günlerde "İran'dan kaynaklanan tehditler" nedeniyle bölgeye savaş gemileri ve uçakları konuşlandırdı.

ABD-İran Krizi nereye gidiyor?

Birçok siyasetçi ve diplomat gelişmeleri ‘’yeni bir savaş’’ endişesiyle karşılarken, bazı isimler olanların sadece ‘sert diplomasi’ olduğunu düşünüyor. İki ülke arasındaki son gerilim, İran'ın uluslararası nükleer anlaşmadaki taahütlerini askıya alması ve zenginleştirilmiş uraynum üretimine geri dönme tehdidinde bulunmasıyla başladı. ABD’nin savaş uçağı taşıyan gemileri İran yakınlarına çekme kararlarının ardından, iki taraf arasında sözlü atışmalar başladı. İran,  Avrupa ülkelerinden ABD yaptırımlara karşı direnmek için destek istedi, aksi takdirde uranyum ve ağır su üretimini artıracağını açıkladı. Açıklamada, Avrupa ülkelerine 60 gün süre sunan İran, daha sonra bu karardan vazgeçip Nükleer Anlaşma’nın bazı taahhütlerine uymamaya başladı. 

2015'te imzalanan anlaşma, İran'ın nükleer programına son verme karşılığında, bu ülkeye uygulanan ambargolara son verilmesini amaçlıyordu. ABD Başkanı Donald Trump anlaşmanın İran'ın bölgedeki hamlelerini kısıtlamaması ve ülkenin füze denemelerine engel olmaması nedeniyle kötü bir anlaşma olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple ABD, 8 Mayıs 2018’de bu anlaşmadan çekildi ve yeni yaptırımlar uygulamaya başladı. ABD’nin bu anlaşmadan çekilmesi uluslararası arenada tepkiye neden oldu. Almanya, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri Washington’ın bu kararına büyük tepki göstermiş ve bu anlaşmaya uyulması gerektiğinin üzerinde durmuştur. Bu bağlamda bakıldığında ise ABD ve AB ülkeleri arasında dış politika noktasında ciddi ayrışmalar olmuştur. 

15 Mayıs’ta ABD ani bir kararla Irak’taki ‘acil durum personeli olmayan’ devlet çalışanlarını geri çağırma kararı aldı. Karardan kısa süre sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yayınlanan ‘seyahat uyarısında’ vatandaşlara Irak’a gitmemeleri, gidenlerin de önceden vasiyetini hazırlamasının tavsiye edildiği açıklandı. Aynı gün içerisinde Almanya, Irak’taki askeri eğitim programını durdurdu.

Trump'ın Ortadoğu siyasetini bel kemiğini oluşturan temel nokta İsrail. İran siyasetinin şekillenmesini sağlayan temel dinamik de İsrail. Trump, İsrail'in önündeki iki engeli iktidarı döneminde "temizlemek" istiyor. Bunlardan biri Filistin meselesiyken diğeri de İran sorunu. Filistin dosyasını Kushner'e veren Trump İran dosyasını da Bolton'a devretti. Her iki meselede de durumu kontrolden çıkarma riski taşıyan temel nokta ise ideolojik bakışın baskın olması. Trump’ın adaylık sürecinden itibaren takındığı bu tutum, Washington’ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin altında yatan temel nedenlerdendir.  ABD, "İran'dan Amerikan güçlerine yönelen tehdidi" gerekçe göstererek, Körfez bölgesine savaş gemileri ve uçakları konuşlandırdı. Washington daha sonra da komşu Irak'taki tüm acil durum görevlisi olmayan personelini geri çekti. ABD'li yetkililer, İran ve Tahran'ın destek verdiği grupları, ay başında Birleşik Arap Emirlikleri açıklaında bulunan dört gemiye, patlayıcılarla hasar verilmesinden sorumlu tutuyor. İran ise bu iddiaları reddediyor.

ABD, İran stratejisini tam olarak ortaya koymamış olsa da Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un söylemlerinde Tahran'a yönelik hedeflerin net olduğu görülüyor. Bu hedeflerin temelini yaklaşık bir yıl önce ilan edilen ve İran'ın yerine getirmesinin istendiği talep listesi oluşturuyor.

ABD’nin anlaşma kararının sadece AB ülkerinde değil Ortadoğu’da çeşitli sonuçlar doğurması beklenirken,  Arap ülkeleri şimdilik bu konudan memnun gözüküyor ancak İran’ın bu durumdan rahatsız olması bekleniyor. 

ABD-İran ilişkileri sürecine bakıldığında demokrat Obama yönetimi ya da Cumhuriyetçi Bush ya da Trump yönetiminin temel politikası değişmiyor. Fark sadece söyleme tarzında…