ABD - İran geriliminde 5 soru 5 cevap

ABD’nin 3 Ocak 2020’de düzenlediği hava saldırısında, başta Kasım Süleymani olmak üzere, İran’ın Şii komutanları öldürüldü. Bölgede bir anda tansiyonu yükselten bu haberle birlikte, dünya siyaseti de beklenmedik bir şekilde hareketlendi. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Kasım Süleymani neden hedef seçildi? ABD - İran arasında tırmanan gerilim yeni bir savaşın habercisi mi? Tüm dünyanın merak ettiği soruların yanıtlarına bir göz atalım.

ABD - İran arasında yaşanan gerilim 2020 yılına damga vurdu. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından yaşanan süreçte, İran’ın intikam yeminleri ve saldırılarını ABD’nin soğukkanlı ve tedbirli bir ‘karşılık’ bekleme hali takip etti. İran, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile başlayan olaylar zinciri ardından ülke genelinde birçok can kaybı verirken, sorulan soruların neredeyse büyük kısmı yanıtsız kaldı. İşte en çok merak edilen o sorular ve yanıtları…
 


1- ABD neden Kasım Süleymani’yi hedef aldı?

ABD askeri birlikleri tarafından 3 Ocak 2020, gece 1.20 sularında insansız hava araçları ile düzenlenen saldırıda başta Kasım Süleymani olmak üzere İran Şii gücünün bölgedeki aktif askerleri öldürüldü. Bu aslında bir sürecin sonucunda gelişen büyük hamleydi. Zira, Eylül ortalarında İran yanlısı milislerin Suudi Arabistan’ın Aramco petrol tesislerine yönelik saldırılarından bu yana ABD ve İran arasında, Irak sınırları içerisinde pek gündeme gelmeyen çatışmalar yaşanıyordu. Suriye’ye bakıldığında ise, Deyr ez Zor adı verilen petrol bölgesinde ABD - İran arasında yaşanan çatışmalar bir yıl geriye kadar uzanıyor. Bölgede bardağı taşıran son damla ise 27 Aralık’ta Kerkük’teki ABD üssüne düzenlenen Şii Hizbullah Tugayları saldırısında, Irak asıllı Amerikalı Navres Valid Hamid’in öldürülmesi oldu. Yeşil alanda bulunan Büyükelçilik binası önünde yapılan eylemlerin ardından ABD düğmeye bastı ve Başkan Trump’ın emri ile operasyon gerçekleştirildi.
 
Bütün bu gelişmeleri İran açısından değerlendiren uzmanların görüşleri ise oldukça farklı. İran’ın rejim karşıtı grupları dizginlemek, ülkede yeniden birliği sağlamak, aleyhine protestoları bertaraf ederek Irak’a yeniden hakim olmak ve Şah’ın devrilmesinden bu yana zayıflayan ‘güven’i yeniden inşa etmek için İran’ın, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi ABD’ye öldürttüğü iddiaları da gündemde.
 


2- Kasım Süleymani’nin öldürülmesi İran için ne anlama geliyor?
 
Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye’de İran’a bağlı tüm askeri güçleri kontrol altında tutan Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani, İran’da başlayan askeri hizmetlerinden sonra devletin Ortadoğu’daki gücünün de simgesiydi. Cumhurbaşkanlığı öncülüğünde toplanan İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi, ilk kez dini lider Ali Hamaney tarafından toplandı çünkü Süleymani doğrudan Hamaney’e bağlı çalışıyordu. ABD’nin Irak’ta boşalttığı alanlara nüfuz etmiş olan Süleymani, Arap Baharı’nın ardından İran’ın bölgede en etkin güç olması yönünde sürdürdü. Bu gelişmeyi yakından takip eden ABD, bölgede hem hâkim güç olduğunun yeniden altını çizmek hem de İran’ın ‘yayılmacı’ dış politikasındaki hamlelerde ‘nokta hedef’i vurarak, Büyükelçilik olayının karşılığını da vermiş oldu. Bu aslında İran’a yönelik bir ‘ülkene dön’ mesajıydı. Bu olayı ABD basını ‘Saldırı yaratacağı etkiler açısından 11 Eylül saldırıları kadar önemli’ olarak görürken, Tahran Büyükelçiliği baskınından sonra iki ülke arasında yaşanan bu kritik viraj, Hamaney’in yorumu ile “Yaşanan gelişmeler tarihin seyrini değiştirdi.”
 


3- İran’ın misilleme saldırılarının ardından ABD ne yapacak?

 
Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından 3. Dünya Savaşı söylemleri de en sık dillendirilen kaygılardan birisi oldu. İran, ABD’nin Kasım Süleymani ile birlikte Ebu Mehdi el-Mühendis’in de öldürmesinin ardından Irak’ta bulunan ABD üslerine, komutanlara yönelik saldırıların gerçekleştirildiği saatte, yani 1.20’de füze saldırısı düzenledi. “80 ABD’li terörist öldürüldü.” başlığı ile dünyaya servis edilen görüntülerin ardından ABD yaptığı açıklama ile İran’ı yalanladı. Mukteda es-Sadr ABD’ye karşı Mehdi Ordusu’nun yeniden faaliyete geçtiğini duyururken, Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’e karşı bir saldırı yapabileceği iddiası Netanyahu’yu da harekete geçirdi. Yunanistan ziyaretini yarıda keserek İsrail’e dönen Netanyahu, İsrail’e saldırmaya kalkışanların ağır bir karşılık alacağı mesajını yayınladı. Dünya ABD Başkanı Trump’ın söyleyeceklerini beklerken, sosyal medyadan gelen ‘Her şey yolunda’ mesajı, bir kez daha kafaları karıştırdı. İran Meclisi Güvenlik ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Mucteba Zonnur’un “Bölgedeki tüm ABD üsleri hedefimizdedir” açıklaması, camilere çekilen kırmızı bayrak, intikam yeminleri süreci bir ‘savaş’a doğru sürükler mi sorularını beraberinde getirirken, İran ilk olarak Süleymani’nin cenaze töreninde yaşanan izdihamda 53 vatandaşını kaybetti. Hemen akabinde düşen Ukrayna uçağı ülkede iç politikayı da harekete geçirirken, art arda meydana gelen depremler iç politikayı bambaşka bir boyuta taşıdı.
 

 
İran’da meydana gelen ‘doğal’ felaketler ABD’nin HAARP sistemine yorulsa da ABD yönetiminden bu iddialara ilişkin bir açıklama gelmedi. Bunun yerine ‘imgesel’ mesajlar birbirini izledi. Trump, 1979’da Tahran’da rehin alınan 52 Amerikalıyı temsil eden mesajında, İran’da 52 nokta belirlediklerini söyledi. Trump’ın bu sözlerine karşılık İran’dan; 3 Temmuz 1988’de İran’dan Dubai gitmekte olan bir İran uçağını füzeyle vurulduğu ve 290 kişinin hayatını kaybettiği açıklaması geldi. ‘İmgesel’ diplomasisine, hava tatbikat pistinde 52 adet F-35A tipi savaş uçağının ‘fil yürüyüşü’ adı verilen “gövde gösterisi” ile devam eden ABD, İran’a uçak kazası için bir başsağlığı mesajı yayınladı ve hemen akabinde açıklama yapan Trump, Süleymani’nin ölümü ile tüm teröristlerin gerekli mesajı almış olduğunu, savaş başlatmak değil, bitirmek istediklerini ve İran’a ekonomik yaptırımların uygulanacağını duyurdu. “Birleşmiş Milletler’e (BM) yazdığı mektupta; “İranla ön koşul olmadan görüşmeye hazırız.” teklifine İran’dan net yanıtı gelirken, Bağdat’ta hükümet binasının ve diplomatik temsilciliklerin de bulunduğu Yeşil Bölge’de füze saldırısı sonucu meydana gelen iki patlamadan İran sorumlu tutuldu. ABD, bunu “personele zayiat vermek için yapılmış bir saldırı” olarak yorumladı. Taraflardan gelen hamleleri uzmanlar, “İran ordusu konvansiyel olarak ABD ile karşı karşıya gelemez bu nedenle uzun soluklu ve düşük yoğunluklu çatışmalar, vekilet savaşları ve suikastler yaşanacaktır." şeklinde yorumladı. 




 4- ABD’nin bundan sonraki politikası ne olacak?
 
Ortadoğu’da güçlenen Şii hareketine büyük bir darbe vuran ABD, Süleymani ve Şii komutanların öldürülmesi ile birlikte ne kadar ileri gidebileceğinin mesajını vermiş oldu. Yaşanan olaylar aynı zamanda İran’ın dış politikasını belirleyen ‘kontrollü gerginlik’ stratejisinin de başarısız olduğunu ortaya koydu. ABD ve YPG arasındaki işbirliğini derinleştirmesi beklenen bu hamle, Suriye’de İran yanlısı milislere yönelik yaptırımları da artıracak. Ortadoğu’dan çekilmeye başlayan ABD’yi daha güçlü bir şekilde bölgeye çeken Şii hareketi, Irak ve Suriye’de yeni bir dönemin başladığının da habercisi. IŞİD ideolojisinin halen aktif bir şekilde bölgede varolması sebebiyle, bölgedeki Şii - ABD çatışmasında boşlukları kimin dolduracağı da en önemli konulardan birisi. ABD, bölgedeki politikasında her zaman Rusya’nın güçlenmesine karşı önlemler de alırken, Rusya’nın bölgedeki varlığının en önemli temsilsi ve sağlayıcılarından olan Süleymani’nin ölümü ile Türkiye üzerindeki baskı da artacak. Hem Rusya hem de ABD’nin Ankara ile ilişkilerinde Suriye - Irak - İran hattı yeni bir baskı unsurunu oluştururken, Türkiye’nin komşuları ve müttefikleri arasında kuracağı ‘denge’ politikası çatışmaların boyutunu da belirleyecek.
 
Süleymani ile birlikte Hadi Şabi’nin statüsünün ve Şii askeri vesayetinin önemli temsilcilerinde, IŞİD sonrasında bölgede Hadi Şabi’nin yerleşmesinde kritik rol oynayan Ebu Mehdi el-Mühendis’in de saldırıda ölmesi, ABD’nin Suriye’deki Deyr ez Zor bölgesine asker ve silah sevkiyatı yapmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Rusya - İran bloku ile birlikte, IŞİD ve Şii tehlikesine karşı çatışmaların devam edeceği görülecektir.


 
5- Saldırının ABD ve İran’ın iç politikasını nasıl etkiler?
 
On yedi yaşında katıldığı İran - Irak savaşının ardından Ortadoğu’da İran’ın bir numaralı temsilcisi olan; yaklaşık 45 yıldır bölgede aktif olarak cephede savaşan; Şii dünyasında bir aziz-savaşçıya dönüşen; hakkında ilahiler - şiirler yazılan; İran ordusunun ‘beyni’ konumunda bulunan; Hameney tarafından en yüksek devlet nişanı ile ödüllendirilen Kasım Süleymani’nin, yine Hamaney tarafından “sen yaşayan bir şehitsin” sözleri ile taltif edilmesi, 2010 yılında ‘görünür’ olan Süleymani’ye karşı bu saldırının beklendiği şeklinde yorumlanabilir. Uzmanlar, Avrupa ülkeleri hamiliğinde nükleer çalışmalarına devam eden ve Rusya’nın desteği ile uranyum zenginleştirme çalışmalarını sürdüren İran’ın, çatışmaları yatıştırarak, bölgedeki müttefiklerine yaptığı silah transferlerini kesmesi gerektiğini vurguluyor. İran’da yaşanabilecek muhtemel bir iç çatışmanın önlenmesi için Süleymani’nin ölümü üzerinden bir ‘milli birlik’ oluşturmak isteyen iç politika aktörlerinin düşüncelerinin aksine, arada perde görevi üstlenen Süleymani’nin ölümü ile muhaliflerin rejim üzerinde yaratacağı baskının, ülkede bir rejim değişikliğini zorunlu hale getirebileceği de ortak fikirler arasında. Süleymani’nin ölümü, İran’daki Ruhani-Zarif öncülüğündeki ılımlı çizginin kesin sonu anlamına gelirken, ABD’nin nükleer antlaşmadan çekilmesinin de rejimin daha güçlü ve muhafazakar bir tutumla karşı karşıya kalacağının da işareti. Süleymani’nin yerine gelen İsmail Kaani’nin daha saldırgan bir politika yürüteceğini öngören uzmanlar, İran’ın mevcut darboğazını tetikleyecek bu hamlenin ABD’nin bölgedeki hedeflerine daha hızlı ulaşmasının da önünü açacak.
 
ABD cephesinde ise en baskın görüş, ABD Başkanı Trump’ın yeniden seçilmek için, 2011 yılında Barack Obama’yı yönelttiği eleştirinin aksi hareket etmesi, seçimlere yönelik bir hamle olarak yorumlanması kesin doğru bir yorum değil. Donald Trump’ın, kendisi hakkında sürdürülen ‘azil’ soruşturması sürecinde, ABD vatandaşlarına yönelik Ortadoğu’da yapılan bir saldırıya, ABD’nin ‘gücü’ ölçüsünde yanıt vermesinin hem Cumhuriyetçileri hem de Demokratları ortak bir ülküde buluşturmasının seçimlere de yansıyacağı aşikar. ABD’nin hem Ortadoğu hem de Afganistan’da ‘yenildiği’ algısını tam tersine çeviren bu hamle Ortadoğu’da İsrail ağırlıklı ABD nüfuzunun da artarak devam edeceğinin göstergesi.
 
BÖLGEDE TANSİYON DÜN DÜŞMEYE BAŞLADI
 
Yaklaşık bir haftadır dünya gündeminde “3. Dünya Savaşı mı çıkacak?” teorileri masaya yatırılıp tartışılırken dün TR saati ile 19.00 da Trump’un yaptığı açıklama ile bölgede tansiyon ve gerilim düşmeye başladı. Türkiye’de iç piyasada 6.97 TL olan dolar fiyatı gün içinde 9.87 TL’ye kadar gerilemiş durumda. İran’ın “anlaşmalı” olduğu iddia edilen ABD üslerine saldırısı sonrası ABD’nin karşı atağı beklenirken Trump’ın “bitti” açıklaması ile Süleymani’nin ölümü dünya kamuoyu gündeminden düşmeye başladı.