Küresel piyasalar yeni dönemde nasıl şekillenecek?

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından alınan yaptırım kararları Avrupa Birliği ülkelerinin en önemli sınavı haline gelirken rubledeki toparlanma ABD dolarını tehlikeli bir sınıra mı itiyor?

Rusya’nın Ukrayna’yı 24 Şubat’ta işgal etmesinin ardından çatışmalar sürerken konvansiyonel savaş alanı ile eş zamanlı olarak geleneksel güç projeksiyonları da devreye girdi.

Ortaya çıkan bu yüzleşme ise küresel finans ve para sisteminin de gelecekteki mimarisinin alt yapısını belirlemek için stratejik bir rekabet olarak da yorumlanıyor.

Bu yeni satranç tahtasında para birimleri, parasal varlıklar ve finansal araçlar, zorlama, manipülasyon, bozulma, tabi kılma ve fetih araçları olarak silahlandırılıyor. Dolayısıyla bu yeni düzen İkinci Soğuk Savaş’ın kilit boyutlarından birini de oluşturuyor.

Uluslararası para sistemi; Charles Kindleberger, Benjamin Cohen, Robert Sabatino Lopez, Paul Kennedy, Carla Norrlöf, Benn Steil, Gal Luft, Anne Korin vd.’nin özellikle vurguladığı gibi, eğilimlerin belirlenmesinde, küresel para sistemlerinin yapılandırılması, para biriminin uluslararasılaşması, egemen rezerv para birimlerinin yükselişi ve düşüşü, parasal rekabet, döviz kurlarının dalgalanması, stratejik metaların ticari değişimi için fiyatların belirlenmesi ve uluslararası finansal sistemlerin doğası gibi donelerin bir araya gelmesinden oluşturulur.

Bu bağlamda düşünüldüğünde paranın evreni hiyerarşik ve rekabetçi bir alan olmakla birlikte diplomatik iş birlikleri, savaş, mutabakat anlaşmaları kapsamında doğal olarak siyaset ile de iç içedir.

Doğal kaynakların para ile ilişkisinin de göz ardı edilemeyeceği modern küresel piyasalar petrol fiyatlarını baz alırken, modern ekonomilerin hemen hemen tüm sektörleri için gerekli emtia olan petrolün dolar üzerinden fiyatlandırılması bugüne kadar üstünlüğün ABD’de olmasının en önemli nedenlerinden birisi olarak görülebilir.

Fakat Soğuk Savaş sonrası dönemde birkaç kez ateş hattına yaklaşan Rus rublesi, 2014’te Kırım’ın işgalinin ardından Moskova yönetimine yönelik yaptırımların ardından yaşanan yarıya yarıya değer kaybıyla da doğrudan gözlemlenebilen bir sonuç haline geldi. Sonuç olarak, yaklaşık on yıllık yüksek enerji fiyatlarının bir sonucu olarak biriken zenginlik hızla ortadan kalktı ve Moskova'yı dünya çapında bir finans merkezine dönüştürme iddialı fikri yıkıldı. Yıkılan bir şey daha vardı ki o da; rublenin yükselen bir rezerv para birimi olarak yükselişini teşvik etme planı oldu.

Rusya krizi aşmak için altın fiyatlarından faydalanırken aradan geçen zamanda dünyanın en büyük altıncı rezervi konumuna yükselmeyi başardı. Çin’in mali yardımlarının da etkisiyle rublenin değerini dengelemeyi başaran Rusya, Kremlin'in önde gelen ekonomik danışmanlarından biri olan Sergei Glazyev önderliğinde, ABD dolarının tartışmasız parasal hegemonyasına karşı küresel bir isyan başlattı.

Glazyev;

1- Ulusal altın stoklarının artırılması
2- Uluslararası piyasanın doğrudan etkisini kırmak
3- ABD dolarına doğrudan bağlı olan devreleri baypas etmek için

Rus devletinin, Rusya topraklarında çıkarılan her ons altını, ruble cinsinden fiyatlardan satın alması gerektiğini bile önerdi.

Doların dünyanın hegemonik para birimi olarak rolü, Washington'a askeri bütçeleri yapay olarak artırma, uzun süreli mali ve ticari açıkları sürdürme, uluslararası işlemleri izleme, yaptırımlar uygulama, işlemleri bloke etme, yabancı varlıkları dondurma, Wall Street ağır toplarının küresel dünyadaki etkisine verdiği güçlendirme şansını ortadan kaldırmak isteyen Glazyev’in öngörüsü çok da yanlış olmamasına rağmen dolara meydan okuyan kırılgan ekonomiler açısından bedeli de oldukça ağır oldu.

Kısa bir süre sonra Ruslar, dolarsızlaştırmayı teşvik etmek için dünya çapında bir kampanyanın önde gelen düzenleyicilerinden biri oldu. Hatta bazı açık kaynaklara göre Kremlin, yaptırımların etkisini azaltmak için bir araç olarak petrol destekli egemen bir kripto para biriminin geliştirilmesinde Venezüella'ya gizlice yardım etti.

Aradan geçen zamanda Rusya’nın ABD doları üzerindeki politikaları sürerken patlak veren Ukrayna savaşı, tüm hesapların yeniden yapılması gerekliliğini gözler önüne serdi.

2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline Batı'nın verdiği başlıca tepkilerden biri, Rusya Merkez Bankası'nın yurtdışında ‒ ABD, Birleşik Krallık, AB ve İsviçre vb.‒ tutulan varlıklarının dondurulması oldu. El konulan paranın toplamının, Rusya'nın toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısına eşit olduğu açıklandı.

Ukrayna yönetimi, Moskova’ya karşı bir yaptırım olarak söz konusu varlıkların nakit olarak Ukrayna’ya aktarılmasını talep ediyor. Kiev yönetiminin talebinin altında savaşta düşmanın servetini ülke yararına kullanmak ile birlikte Moskova'nın Ukrayna'daki kampanyasını finanse etme kabiliyetini azaltmak, rublenin değerini düşürmek, para politikası uygulama kabiliyetini baltalamak ve hiperenflasyonu tetiklemek olduğu düşünülüyor.

Fakat Batı’nın bu teklife olumlu yanıt verip vermeyeceği henüz net değil çünkü Rus varlıklarını elinde tutan güçlerin söz konusu parayı bir müzakere aracı olarak kullanabileceği iddialar arasında.

Savaşın ilk günlerinde rublenin düşüşü dikkat çekse de doğal gaz hamlesi ve getirilen kısıtlamaların ardından faiz oranlarının artırılması gibi hamleler kısa sürede toparlanmayı sağlamıştı.

Rusya ayrıca dolar ile bağlantılı Batılı finansal devreleri atlamak amacıyla Mir elektronik ödeme sistemi gibi alternatif finansal platformların büyümesini de teşvik etti. Çin’in mali desteğiyle de rublenin yeniden eski günlerine dönmesini sağlayan Rusya, ülkesindeki güveni de yeniden tesis etmeyi başardı.

Küresel finans sisteminin doğal gaz alımı konusunda ortak bir fikirde bulaşamamasını avantaja çeviren Rusya, euro-ruble ikili döviz kurunu kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için gereken pazar gücü kısa sürede elde etti.

Analistler yapısal değişimin güçlü bir katalizörü olup olmadığını değerlendirirken 2022 yılına saldırı altında giren ruble ve Rus ekonomisi dengeleri kendi lehine çevirerek bugünlerde tehlike çanları dolar için çalabileceğinin de altını çiziyor.

Fed’in son faiz artırımının giderek sertleşebileceğine dikkat çeken uzmanlar, net artış ve net düşüş rakamları vermenin sakıncalı olduğuna da özellikle vurgu yapıyor.