ABD-Çin gerilimi tırmanıyor

Tek kutuplu düzene alternatif olarak büyüyen Çin ile hegemonik bir güce sahip olan ABD arasında uzun süredir devam eden ticaret savaşı, iki ülkenin birbirlerinin ürünlerine koyduğu ek vergiler ile yeniden kızıştı.

ABD-Çin gerilimi tırmanıyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasında uzun süredir devam eden ticaret savaşı, iki ülkenin birbirlerinin ürünlerine koyduğu ek vergiler ile yeniden kızıştı. İki ülke arasında süren gerilimli mücadele artık sıradan bir ticaret savaşından ziyade, iki tarafın da birbirini yıpratmasına dönük, uzatılmış gayrinizami bir savaşa doğru sürüklenmiş durumda. Rekabetin düşmanlığa dönüşme olasılığını barındıran bu süreç, bazı uzmanlara göre ABD başkanı Donald Trump ile Çin lideri Şi Cinping’in kişisel tasarruflarından dolayı bu kadar uzamış durumda.

Günümüzde meydana gelen savaşların bir çoğu toplumsal, siyasal ve teknolojik cephelerdeki mücadeleleri de kapsayan bir dönüşüme uğramış görünüyor. Bu bağlamda Washington’ın Çin’i stratejik bir rakip olarak tanımladığını ve adı konulmamış bir kuşatma stratejisini aşama aşama hayata geçirmeye çabaladığı söyleyebiliriz. Çin’in hedefi ise çok kutuplu bir uluslararası sistem inşa ederek bu kuşatmayı minimum seviyeye indirerek kırmak. Bu sarsıcı etkiler aynı zamanda Batı merkezli hegemonik söylem içerisinde çelişkilerin artmasına neden oluyor. Bugün ABD ve Çin arasında devam eden çatışmacı söylem, sorunların sistemik düzeye yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Aslında günümüzdeki sorunların yaşanma ihtimalinin belirtileri resmi anlamda ilk olarak 2017’nin ikinci yarısında yayımlanan ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde gün yüzüne çıkmıştı. Söz konusu raporda, ABD Çin’i ve Rusya’yı stratejik rakipleri olarak tanımlamıştı. Bu sürecin ardından özellikle Çin ile olan ilişkilerini ulusal güvenlik temelinde algılamaya başladı. Hatta daha sonra Huawei gibi Çin menşeli bazı firmaları ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlamaya başladı. Yine ABD tarafından 1 Haziran 2019 tarihinde yayımlanan Hint-Pasifik Strateji Raporu’nda da büyük güç rekabetine dikkat çekilirken, Çin ve Rusya en önemli rakipler olarak ortaya konulmuştu.

ABD, Çin’i bir numaralı rakibi olarak görüyor

Son yayımlanan raporda, ABD’nin kuşatma çabalarına karşılık, Çin tarafının hegemonya aramadığını özellikle vurgulaması ise dikkatlerden kaçmadı. Aslında Çin hegemonya aramıyordu ancak ABD ile stratejik rekabetini kabul ediyordu. Bu süreçte değişen hamlelerle birlikte, stratejik rekabetin arttığı belirtilen raporda ABD’nin büyük ülkeler arasındaki rekabeti kışkırttığı ve yoğunlaştırdığı, bunun da savunma harcamalarını önemli ölçüde artırdığı vurgusu yapılıyor. Çin yayımlanan raporda modern ve yüksek teknolojiye sahip bir ordu kurmayı planladığını belirtiyor ve ABD’yi küresel stratejik istikrarı zayıflatmakla itham ederken Tayvan’ın bağımsızlığı konusuyla ilgili de uyarıda bulunuyor. Ayrıca Çin’in deniz aşırı çıkarlarını korumak için uygun mekanizmalar geliştirdiğini belirtmesi de dikkat çekici bir husus olarak göze çarpıyor. Bu arada uzmanlar Çin’in 2035 yılına kadar en az altı uçak gemisine sahip olacağını tahmin ediyor.

Tek kutuplu düzene alternatif olarak büyüyen Çin, ABD’nin endişesini günden güne arttırıyor. ABD’nin ulusal güvenlik ve savunma stratejilerini tek taraflı olarak dikte ettiğini vurgulayan rapora göre, bu durum ülkeler arasındaki rekabeti kışkırtıyor ve yoğunlaştırıyor. Ayrıca savunma harcamalarını önemli ölçüde artırdığı için küresel stratejik istikrarı zayıflatıyor. Raporun dikkat çekici bir başka vurgusu ise Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile ilgili. ŞİÖ’nün üçüncü tarafları hedef almayan, güvenlik ve savunma işbirliğini genişleten ve bölgesel güvenlik temelinde bir işbirliği için yapıcı bir ortaklık kurduğu vurgusu yapılıyor. Çin’in ittifaklar yerine ortaklıkları savunduğu ve hiçbir askeri bloğa katılmadığının özellikle altının çizildiği raporda bu vurgunun, Çin’in çok kutuplu uluslararası sisteme olan güçlü isteğinide yeniden ortaya koyduğunu söylemek mümkün.

Mevcut politikaları sayesinde kendini ekonomik, siyasal ve askeri olarak güçlendiren Çin, kapitalist dünya ile bütünleşmenin yanında ABD ekonomisini kendisine bağımlı hale getirmekle kalmayıp, aynı zamanda emperyalist Batılı güçlere rakip olmuştur. Raporda sözü geçen, ‘’ABD liderliğindeki Batı imparatorluğu Çin’i korkutamayacağını anlamalıdır” cümlesi, aslında Çin tarafının stratejik rekabeti kabul ettiğini gösteren dikkat çekici bir ipucu. Öte yandan “gelişmekte olan ülkelerin gücü artmaya devam ettikçe, uluslararası stratejik rekabet artıyor” diyen rapor, küresel anlamda bir rekabet ortamının genişlediği tespitini onaylıyor. Bu bağlamda bir değerlendirme yapmak gerekirse, ABD ile Çin arasında devam eden çatışmalı ilişkiyi “soğuk savaş” olarak tanımlamak için henüz erken ancak soğuk savaş belirtileri gösteren bir yönelim olduğunu ve stratejik rekabetin yoğunlaşarak bir düşmanlığa ya da kendine özgü yeni bir soğuk savaşa dönüşmeye başladığını ifade edebiliriz.