Dünya pandeminin pençesinde kıvranırken 2020’nin kazananı Çin oldu!

2019 yılı Aralık ayında Çin'in Hubey eyaletine bağlı Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs ( Covid-19) tüm dünyayı etkisi altına aldı. Zorlu bir başlangıcın ardından Çin, pandemiyi kontrol altına alarak, Asya'da ve küresel sahnede konumunu güçlendirerek 2020'yi başarıyla tamamladı. Ekonomik göstergeler beklentinin üzerinde seyrederken ABD başta olmak üzere dünya ülkeleri durumunu nasıl düzeltecek?

Gelecekteki tarih kitaplarında, 2020 büyük Kovid-19 pandemisi yılı olarak geçecek. Ama aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın görev süresinin sona erdiği yıl olarak da hatırlanacak. Her iki dönem de birbiriyle yakından bağlantılı ve kalıcı izler bırakacak. Bunun nedeni kısmen, ABD egemenliğindeki 20. yüzyıldan Çin hakimiyetindeki 21. yüzyıla küresel geçiş sürecinde ortaya çıkmış olmaları.

Bu çerçevede 2020 Çin için oldukça çok başarılı bir yıl oldu. Elbette yeni bir koronavirüs olan SARS-CoV-2 Vuhan metropolüne saldırırken işler başlangıçta böyle görünmüyordu. Çin yetkililerin ciddi başarısızlıkları, pandeminin şu anda neredeyse 1,5 milyon insanı öldüren ve küresel ekonomiyi durma noktasına getiren bir pandemiye dönüşmesine izin verdi. Bu yılın başlarında Çin’in merkezi liderliği derin bir güven kriziyle karşı karşıya gibi görünüyordu. ABD’yle ticaret savaşının arkasından yaşanan Kovid-19, kısa bir süre ülkeyi dizlerinin üzerine getirdi.

O zamandan beri Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Hong Kong’daki demokrasi hareketini şiddetle bastırması Batı’nın güvensizliğini daha da artırdı. Yeni ve acımasız bir ulusal güvenlik yasası altındaki idari baskı, "tek ülke, iki sistem" dönemini sona erdiriyor ve Tayvan'ın geleceği hakkında ciddi soru işaretlerini gündeme getiriyor.

Her halükarda Çin’in dünyadaki konumu 2020’nin sonunda çok daha gelişmiş görünüyor. Pandeminin başlangıcındaki başarısızlıkları özellikle Çin’de büyük ölçüde unutulmuş durumda. Şu an merkezi liderliğe güvenin yitirildiğine dair herhangi bir işaret yok. Radikal tedbirler uygulayan Çin'in otoriter tek parti devleti, Kovid-19'u hızla kontrol altına aldı. Ekonomiyi yeniden rayına oturtarak neredeyse tamamen normal hayata dönüşü sağladı.

Çin, ABD’yle ticaret savaşında çok az geri adım attı (temelde 200 milyar dolar değerinde ABD malı satın alma sözü). Hong Kong'daki baskı tam da Şi'nin umduğu şekilde işliyor gibi görünüyor. Kasımda Çin, kendisini dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesinin merkezine yerleştirecek yeni bir ticaret anlaşması olan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık’ı (RCEP) imzalayarak jeopolitik bir darbe yaptı. RCEP, Çin’in dev pazarını Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’ne (Endonezya ve Singapur’dan Vietnam’a) bağlayacak ve Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi önemli ABD müttefiklerini bünyesinde barındıracak. Hindistan şimdilik katılmıyor, ancak daha sonra katılabilir. Amerika, RCEP dışında kalan tek bölgesel oyuncu.

1998-2005 arasında Almanya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Joschka Fischer'in Independent Türkçe'de yer alan analizine göre, Çin merkezli yeni bir ekonomik bloğun yaratılması, aslında hakikat ile televizyondaki gerçeklik arasındaki farkı gösteriyor. Trump Ocak 2017'de Beyaz Saray'a geldiğinde ilk resmi eylemlerinden biri, Başkan Barack Obama tarafından müzakere edilen, ABD’nin merkezinde olduğu ve Çin’in dışarıda bırakıldığı RCEP benzeri bir anlaşma olan Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan ABD'yi çekmek olmuştu. ABD'nin kendine zarar veren bu eylemine tanıklık eden Çinli liderler, muhtemelen şanslarına inanamadılar ve Şi hükümeti o zamandan beri Trump'ın bu cömert hediyesini avantaja çevirmek için çok çalışıyor.

Bu çabalar artık meyve veriyor. Yeni bir serbest ticaret bölgesiyle beraber yeni jeopolitik gerçekler oluşacak. Çin'in etrafında Hint-Pasifik bölgesindeki konumunu güçlendiren bir bağımlılıklar ağı ortaya çıkacak.

Çin bu kriz yılından daha güçlü çıkarken, Amerika zayıfladı. Trump yüzünden Kovid-19 ABD'de isyana yol açıyor, ülke kendine odaklanmaya devam ediyor ve başkalarına bölünme, kaos ve zayıflık içinde bocalıyor gibi görünüyor. Bu algının kapsamlı jeopolitik sonuçları var. Trump'ın itibarsızlaştırmaya çalıştığı tartışmalı bir seçimin ardından dünyanın dört bir yanındaki pek çok kişi, Başkan seçilen Joe Biden’ın yeni yönetiminin ABD’yi bu çukurdan çıkarabilecek bir konumda olup olmayacağını merak ediyor. Seçim sonrası mevcut süreç, savaşan iki siyasi tarafın ortak bir zemin bulacağına dair güven vermiyor.

Pandeminin sürdüğü, ekonomik ve jeopolitik rekabetin arttığı bu çalkantılı zamanlarda, Amerika dostlarına her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor ve Amerika'nın dostları için de bu geçerli. Biden yönetiminde ABD’nin küresel liderliğinin restorasyonu gerçekleşmeden, Çin dünyadaki baskın güç olma yolunda ilerleyecektir. Ama bu durum Avrupa, Hint-Pasifik ve diğer yerlerdeki ABD ortakları ve müttefikleri için rahatlatıcı bir manzara değildir.

Şi rejimi bu ay Avustralya’nın ikili ilişkilerde “yaptığı hataları düzeltmesini" talep eden 14 maddelik bir dikte yayımladı. Böylece tüm dünya Çin hegemonyasının neye benzeyebileceğine dair bir fikir edindi. Avustralya'nın SARS-CoV-2'nin ilk görüldüğü yere ilişkin uluslararası bir soruşturma çağrısı yapmasının, iki Çinli şirketi (ZTE ve Huawei) 5G ağından çıkarmasının ve Avustralya medyasında Çin hakkında çıkan olumsuz haberlerin ardından Çin, yeni ticaret engelleriyle Avustralya'yı hiç çekinmeden hedef aldı.

Özellikle Avrupalılar bu davranışa dikkat etmeli. Amerika’nın müttefikleri yakında Trump'tan ve milliyetçi dış politikasından kurtulacak. Ancak "önce Amerika"nın yerine "önce Çin" gelirse çok az şey elde edilir. Avrupalılar ve diğerleri yine bitmeyen övgülere ve pohpohlamalara tepeden bakacak. Avrupalılar uyanmak zorunda. Çünkü bu “koruyucu” hegemonyayı ve özgürlük vaadini 21. yüzyılda desteklemek için son şans.