2019’daki 10 kritik küresel risk

The Economist’in verilerine göre 2019 yılı için global çapta olan riskler açıklandı. Kötüye gidebilecek tehditleri içeren ve şu anda ülkelerin durumlarının ileride yol açabileceği sıkıntıları derleyen bu raporda, gerginliklerin daha da artması bekleniyor.

2019’daki 10 kritik küresel risk

2019 Global Risk Raporu, jeopolitik belirsizliklerin daha da yükseleceğini ve önemli risklerin kaynağı olmaya devam edeceği yönünde yorum yapıyor. Popülist liderlerin artmasına dikkat çeken rapor, ana figürler olarak ABD Başkanı Trump, Brezilya Başkanı Bolsonaro, Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Endonezya Başkanı Joko Widodo dörtlüsünü bildiriyor. Diğer liderler olarak Türkiye’den Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’dan Vladimir Putin ve Macaristan’dan Viktor Orbán’dan bahsediliyor.

Global 10 risk şu şekilde özetlenebilir:

1- ABD-Çin ticaret fikir ayrılıklarının global bir ticaret savaşına dönüşmesi

Olayların ilk çıkış noktası, Trump yönetiminin 2018’in mart ayında ithal çelik ve alüminyuma sırasıyla yüzde 25 ve yüzde 10 ek gümrük vergisi getirmesiydi. ABD’nin politikasına karşılık Çin, ABD menşeli 128 ürüne yüzde 15 ile yüzde 25 tarife getirdi.

Gelişmelerin ardından ABD yönetimi, Çin'in, Amerikalı şirketlerin teknolojilerini ve fikri mülkiyetlerini ele geçirmeye yönelik usulsüz faaliyetleri gerekçesiyle bini aşkın Çin menşeli ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi getirmeyi planladığını açıkladı. Çin ise ABD’nin bu kararının sadece kendisine özel olduğunu düşünerek ABD'den ithal edilen 50 milyar dolar tutarındaki 659 ürüne yüzde 25 gümrük vergisi getirileceğini bildirdi. Bu açıklamanın ardından, Trump, Çin'e daha önce açıkladığı tarifelere misillemeyle karşılık vermesi halinde 200 milyar dolarlık daha gümrük vergisi uygulanması talimatını verdi.

Çin'in 200 milyar dolarlık gümrük vergilerini de misillemesi durumunda 200 milyar dolarlık ürüne daha ek gümrük vergisi getireceğini belirten Trump'ın ticaret savaşını nereye kadar sürdüreceği merakla bekleniyor.

Geçtiğimiz ay, ABD Başkanı Donald Trump, 200 milyar dolarlık Çin ürününe uygulanan yüzde 10’luk gümrük vergisinin yüzde 25’e çıkarılacağını açıklamıştı. Daha önce ise Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 1 Aralık’taki G20 Liderler Zirvesi’nde bir araya gelmiş, ülkeleri arasında bir süredir devam eden ticaret savaşının, yeni tarifelerle büyümesini önleyecek 90 günlük 'ateşkes' üzerinde mutabık kalmıştı.

Ateşkes kapsamında ABD ve Çin'den üst düzey heyetler, Pekin'de 7-9 Ocak tarihlerinde ticari müzakereler için bir araya gelmiş, önceden iki gün olarak planlanan ve iki tarafın ortak kararıyla bir gün daha uzayan müzakereler sonrasında somut bir sonuç çıkmamıştı.

Küresel piyasaları endişelendiren ABD-Çin ticaret savaşı, karşılıklı olarak büyümeye devam ediyor. ABD’nin Çin ürünlerine koyduğu ekstra gümrük vergilerine karşılık olarak Çin de aynı yöntemi ABD için uyguluyor. İki ülke arasındaki rekabetin ilk başladığı zamanlarda Çin Ticaret Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamalarda "Çin asla ilk ateş eden taraf olmayacak ancak ABD vergi tedbirleri aldığı takdirde, Çin de kendi ülkesinin ve halkının temel çıkarlarını korumak için buna karşılık vermeye mecbur kalacaktır" denilmişti.

Ticaret uzmanlarına göre, dünyanın en büyük ekonomilerine sahip iki ülkenin bu ‘kısasa kısas’ ticaret anlayışına devam etmesi halinde, küresel çapta telafisi zor sonuçlar meydana gelebilir.

2- ABD kurumsal borç yükünün resesyona doğru ilerlemesi

Genel olarak ekonomik aktivitelerdeki gerileme resesyon şeklinde tanımlamaktadır. ABD, on yıllık tahvil faizlerinin yüzde 2,3 770 ile Aralık 2017’den bu yana en düşük seviyeye gerilemesi ve 3 aylık tahvil faizlerinin altında kalması ile ABD'de her resesyon dönemi öncesinde görülen getiri eğrisi terse dönmüş oldu.

Küresel ekonominin yavaşlama beklentilerinin arttığı son zamanlarda ABD’de yaşanan getir eğrisinin terse dönmesi, tahvil ve hisse senedi piyasasından kaçışı tetikliyor. Tüm olasılıklar yakın zamanda resesyon yaşanması ihtimaliyle ABD2yi karşı karşıya bırakıyor.

ABD’de başlayıp tüm dünyaya yayılan küresel ekonomik krizin üzerinden 11 yıl geçti. Alınan tüm tedbirlere ve merkez bankasının tüm destekleyici hamlelerine rağmen, ticarette artan korumacılık eğilimi, Brexit, Çin ekonomisindeki yavaşlama, jeopolitik riskler ve ülkeler arası siyasi gerilimler dünya ekonomilerinde büyümeyi yavaşlatıcı bir rol oynuyor.

Olası bir resesyon durumunda, ekonomik genişleme yavaşlayarak negatif değerlere doğru kayma gösterir. Bu durumdan dolayı ekonomide istihdam düşer ve genel fiyatların artışında da yavaşlama meydana gelerek tüketicilerin tasarruf ve harcama eğilimleri etkilenir.

3- Gelişmekte olan ülkelerde bulaşıcı bir geniş tabanlı bir kriz

Gelişmekte olan herhangi bir ülkede oluşan kriz ortamı, diğer gelişmekte olan ülkeleri de etkiler. Bir ülkede yaşanılan kriz nedeniyle bir güvensizlik ortamı oluşuyor. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) ilerleyen süreç içerisinde yüksek istihdam ve büyüme hızı nedeniyle faizleri daha da fazla yükseltmesi bekleniyor. Böyle bir durumla karşılaşan yatırımcı doları daha cazip buluyor ancak aynı zamanda Brezilya, Arjantin ve Güney Afrika gibi ülkelere de baskı uyguluyor.

Kalkınmakta olan ülkelerin para birimlerinde artan riskler nedeniyle yatırımcılar paralarını bu ülkelerden çekme yoluna gidiyor. Yatırımcılar için dolar gibi güvenli limanların etkilediği bu gibi durumlar, gelişmekte olan ülkelerin hepsi için büyük bir risk taşıyor.

4- Çin’in düzensiz ve uzun süreli bir ekonomik düşüş yaşaması

Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Çin, neredeyse 2010 yılından beri sürekli büyüme oranlarında olan bir düşüşle karşı karşıya. Çin 2017’de yüzde 6,8 büyümüştü, 2018’de yüzde 6,6 büyüme ise 1990’lardan bu yana kaydedilen en düşük büyüme oranı olmuştu.

Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasına rağmen kaydettiği bu düşüş, küresel büyüme için çok kaygı verici bulunuyor. Ekonomik büyümenin yavaşlamasında, Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşının da büyük bir rol oynadığı belirtiliyor.

Çin hükümeti, bir süredir, ihracata dayalı büyümeden iç tüketimi artırmaya yönelik bir politika izliyor. Bu çerçevede, inşaat projelerine hız verilirken; bazı vergi oranları düşürüldü, bankaların zorunlu rezerv seviyeleri de azaltıldı. Ancak tüm bu alınan önlemlere rağmen, 2019 için kritik küresel riskler arasında bu düşüş de sayılıyor.

5- Arz kıtlığı sebebiyle petrol fiyatlarında yükselme

"Piyasa nedeniyle yükselen fiyatlar, piyasada arz açığı olduğunun ve önümüzdeki aylarda çok ağır petrol kıtlığı olacağı yönündeki haklı endişelerinin en iyi kanıtı" İran Petrol Bakanı Zanganeh’in bu sözleri bu maddeyi açıklar nitelikte. ABD’nin İran’a yaptırımlarından solayı sektörde büyük çağlı arz kıtlığı oluşmuş durumda diğer ülkelerin yaptırımları ise ABD ve Suudi Arabistan yetkililerinin baskısından kaynaklanıyor. Diğer ülkeler İran’ın ihracatından doğan açığı kapatabilecek güce sahip konumda değiller.

6- Güney veya Doğu Çin Denizinde bölgesel anlaşmazlıkların düşmanlıklara sebep oluşturması

Güney Çin Denizi, uluslararası gündemde çok fazla yer almasa da, yakın gelecekte sıkça karşılaşılabilecek bir sorun. Sıcak çatışma riskinin en yüksek olduğu bölgelerden biri olan bu bölge, bazı devletler için paylaşılamaz bir hazine. Yeraltı zenginlikleri ve ticaret hacmi geniş boğazlara sahip olması, sınırları olmamasına rağmen ABD ve Japonya gibi ülkeler için de büyük sorunlara yol açmaktadır.

Güney Çin Denizi, günümüzde güçlü devletlerin çıkarları uğruna üzerinde mücadeleler verdiği stratejik bir arenaya dönüşmüştür. Bu nedenle, çıkar sağlamak isteyen devletlere bölge zenginliklerinden vermek yine yeterli değildir artık bu yarış bir üstünlük yarışına dönmüştür. Devletler prestijlerini korumak, imajlarında en ufak bir sarsıntı yaşamamak adına mücadelelerini her geçen gün daha da şiddetlendirmektedir.

Gelişen teknoloji sayesinde bölgeden pay almak isteyen ülkeler; özellikle askeri silahlara, deniz araçlarına, uydulara büyük yatırımlar yapmaktadırlar. Teknolojisine fazlasıyla güvenen Çin’in olup bitenleri değerlendirerek önümüzdeki zamanlarda daha agresif tutum içerisine girmesi ise beklenen bir durum olarak göze çarpıyor.

Çin’in zaten her daim rakibi olan ABD, arasındaki ilişkinin bu sorunlar nedeniyle daha da gerileceğini söylemek yanlış bir yorum olmaz. Ancak bölgedeki durumun tam anlamıyla bir sıcak savaş ortamına geleceği tahmin edilmiyor. ABD, Çin’e ekonomik olarak bağımlı bir ülke sayılabilir, bu nedenle savaş ortamı oluşmasına yine kendi çıkarları için izin veremez. Soruna daha çok bölgedeki devletleri kendi yanına çekerek, onlara çeşitli ekonomik ve askeri yardımlar yaparak, bölge devletlerinin çoğunu kapsayan ASEAN ile ilişkilerini arttırarak ve sorunun büyüklüğüne göre bazı ültimatomlar vererek dahil olmaya devam edecektir ve Çin ile ilişkilerini tamamen sonlandıracak bir adım atmayacaktır.

Diğer açıdan olaya bakıldığında ise, ABD’nin bu yönünü keşfeden Çin’in bölge etkinliklerini artıracağı, ASEAN’da bile kendisiyle rekabet edecek ülkenin bulunmamasından dolayı kendini güçlü hissedeceği tahmin edilmektedir. Bütün bu gelişmeler ışığında karşılaşılabilecek en kötü senaryonun Çin’in yeni bir ‘haraç sistemi’ başlatması olarak görülmektedir. Gücünün farkına varan Çin, Asya-Pasifik’te ABD’nin yerini alacak ve kendinin merkez olduğu yeni bir bölgeselleşme süreci başlatacaktır.

Kendi aralarında zaten sorunları olan ASEAN üyeleri nedeniyle, bu kurum da giderek zayıflayacaktır. Ortaya çıkan bu durumda bölgedeki devletler, Çin’in yanında olmayı ABD yanlısı olmaya tercih edeceklerdir.

7- Siber saldırılar ve veri güvenliği endişelerinin interneti tehdit etmesi

Siber saldırı, bilgisayar ve internet alanında uzman kişiler tarafından önemli kurumların veya şahısların bilgisayar sistemlerine, hesaplarına zarar vermek amacıyla gerçekleştirilen bir çeşit elektronik saldırı biçimidir. Bu saldırılar polislere, bankalara, devlet başkanlarına karşı bile yapılabilir. Siber saldırı sonucunda ele geçirilen hesaplardaki bilgiler deşifre edilebilir ve kredi kartı veya çok sayıda insanı ilgilendiren gizli yazışmalar gibi önemli bilgiler zararlı kişilerce ele geçirilebilmektedir.

Siber saldırılar, solucanlar, trojenler, sahte maillerle gönderilen virüslü mesajlar gibi çok çeşitli yöntemlerle ustaca kurgulanarak gerçekleştirilebilir. Herhangi bir ülkenin devlet büyüğünü hedef alması halide, terör örgütleri tarafından bile kullanılabilir. Diğer ülkelerin stratejileri açısından büyük kayıp olur. Bu nedenle güvenliği en üst düzeyde tutmak bu gibi makamlar için çok önemli bir noktadır.

Şehirlere siber saldırılar düzenlenebilir ve bu nedenle bütün elektrikler kesilip milyonlarca lira zarar edilebilir. Şehrin ulaşım hatlarına yapılan bir saldırı sonucu ise tüm şehir trafiği felç olabilir, toplu ulaşım araçları taşınmaz hale gelebilir. Bu sebeplerden dolayı artık günümüzde şirketler veya devlet siber güvenliğe oldukça fazla önem vermekte ve bunun için elemanlar yetiştirerek güvenliği sağlamaya çalışmaktadırlar.

8- Kore yarımadasında askeri çatışma

2015 yılında Kuzey Kore, sınırda rejim karşıtı propaganda yapan Güney Kore'ye ait hoparlör sistemini roketle vurmuştu ve buna karşılık Güney Kore de top atışı ile karşılık vermişti. Zaman zaman yine çatışmaların yaşanmasına rağmen geçtiğimiz yıl, Kuzey Kore kilit önemdeki füze tesisini yabancı uzmanlar eşliğinde kalıcı olarak imha etme kararı almış ve ABD’nin de karşılıklı bir adım atması halinde ana nükleer tesisini kapatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-un iki ülke ilişkilerine, ortak projelere ve nükleer silahsızlanma hakkında bir dizi karar almış ve liderler Kore yarımadasını ‘nükleer silah ve tehditlerin olmadığı bir barış diyarı haline getirme’ konusunda uzlaşmıştı. Ancak geçtiğimiz günlerde Kuzey Kore, Doğu Denizi’ne doğru birden fazla kısa menzilli füze ateşledi. Güney Kore, bu ateşlemelerin varılan askeri anlaşmaların maksadına aykırı olduğu yönünde açıklamalarda bulundu. Bu gelişmeler ışığında denilebilir ki, ülkeler her ne kadar kağıt üzerinde anlaşmış gibi görünse de sorunları çözmekten hâlâ çok uzaklar.

9- Politik tıkanıklıkların anlaşmasız Brexit’e sebep vermesi

Brexit, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması anlamına geliyor ancak İngiltere 23 Haziran 2016'da 'Evet' kararı verdiği Brexit anlaşmasından bu yana sancılı bir süreç yaşıyor. Başbakan Theresa May’in getirdiği anlaşmalar, parlamento tarafından sürekli reddediliyor. Sürekli erteleme talep eden İngiltere ise anlaşmasız ayrılığın mümkün olamaması adına yeni bir tasarı getirmeyi planlıyor. Avam Kamarasında kabul edilen bu tasarı, Lordlar Kamarası'nda da kabul edilirse Kraliçe 2. Elizabeth'in onayıyla yürürlüğe girecek.

Tasarının yasalaşması halinde, Theresa May hükümeti, İngiltere'yi AB'den anlaşmasız ayıramayacak ve AB'den yeni bir uzatma talep etmeye mecbur kalacak.

10- Politik ve finansal istikrarsızlıkların İtalyan banka krizi oluşturması

İtalya’da kronikleşen ekonomik sorunlar ve derinleşen siyasi kriz, küresel ekonomide risk algısını artırıyor. Euro’nun üçüncü büyük ekonomisi olan İtalya’nın borcu, son dönemlerde artan siyasi kriz etkisiyle yatırımcıları endişelendiriyor. Ülkede borç, hem kamu hem de bankacılık alanında büyük çapta. Hatta ülkenin gelecek yıllarda Euro bölgesinden ayrılıp ayrılmayacağı konusu tartışılan bir konu haline gelmiş durumda.

Avrupa’daki bankaların 813 milyar euroluk batık kredilerinin 285 milyar eurosu İtalyan bankalarında bulunuyor. Avrupa’daki bankaların elinde yüksek miktarda İtalyan devlet tahvili mevcut. Bu tutar içinde en büyük miktar ise İtalyan finans kurumlarına ait. İtalyan bankaları ülkede yaklaşık 119 milyar euroluk devlet tahvili elinde tutuyor. Bunu 44 milyar euro ile Fransız bankaları, yaklaşık 29 milyar dolarla İspanyol bankaları, 24 milyar euro ile Alman bankaları ve 20 milyar euro ile Belçika bankaları izliyor.

İtalya’daki siyasi belirsizlik ortamı, ekonomik sorunlarla birleşerek ülkenin borçlanma maliyetini artırıyor.