12 Eylül Darbesi’nin üzerinden 39 yıl geçti

12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askeri darbenin üzerinden bugün tam 39 yıl geçti. Peki 12 Eylül’de neler yaşandı? 12 Eylül Darbesi’nin Türkiye’ye sonuçları ne oldu? Türkiye- Avrupa ilişkilerini nasıl etkiledi? 

12 Eylül Darbesi’nin üzerinden 39 yıl geçti

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 12 Eylül 1980 sabahı yine bir Askeri Darbe ile karşılaştı. Gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasından sonra silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahelesi olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihine geçti. 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, radyodan bir bildiri okuyarak darbeyi ilan etti. Okunan bildiride, “İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur” ifadeleri kullanıldı. Okunan 2 numaralı bildiri ile Darbe yönetimi, ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 Generalin sıkıyönetim komutanı olarak atandığını duyuruldu. 7 numaralı bildiride tüm siyasi parti faaliyetlerinin yasaklanmış olduğunu açıklayan darbe yönetimi, ayrıca Türk Hava Kurumu, Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu haricindeki tüm derneklerin faaliyetlerini de askıya aldığını açıkladı. 

12 Eylül darbesi ile Süleyman Demirel’in Başbakanlık yaptığı hükümet görevinden alınırken, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi ve 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı. Türk siyasetinde askeri bir dönem başlarken, yaklaşık 9 yıl boyunca bu dönemin etkisi devam etti. Darbe saat gece 03.00’da ilan edilirken, saat 5.30’da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’a Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. “TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz” ifadeleri yer alan tebliğlerde, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit için Hamzaköy Gelibolu adresi gösterilirken, Necmettin Erbakan’a ise Uzunada İzmir adresi verildi. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit eşleri ile beraber aynı uçakla Hamzaköy’e götürülürken, Necmettin Erbakan ise aynı uçak ile Uzunada’ya götürüldü. Alparslan Türkeş ise evinde bulunamadı ve Milli Güvenlik Konseyi teslim olmaması halinde suçlu durumuna düşeceğini duyurdu. 14 Eylül’de Ankara Merkez Komutanlığına teslim olan Türkeş, Uzunada’ya gönderildi. 

Anayasa değiştirildi

Darbe sonrasında önemli kanunların birçoğu değiştirilirken, 7 Kasım 1982’de yapılan referandumda %92’lik “Evet” oyu ile yeni Anayasa kabul edildi. 1982 Anayasası olarak tarihe geçen bu Anayasayı, askeri yönetim tarafından belirlenen Danışma Meclisi hazırladı. Ayrıca referandum öncesinde propaganda yapma ya da aleyhte konuşma gibi durumlar yasaklandı. Halkın kendi canından ve hayatından endişe duyması, bu referandumun böyle büyük oranda kabul edilmesinin sebebi olarak gösterildi. Kenan Evren otomatik olarak Cumhurbaşkanı seçilirken, darbeyi gerçekleştiren tüm askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanması engellendi. 2010 yılında yapılan referandum ile bu durum ortadan kaldırıldı.

Darbenin ağır sonuçları

Darbenin ardından ağır bir tablo ortaya çıktı. Buna göre, darbenin ardından 1 milyon 683 bin kişi fişlendi ve DGM tarafından açılan davalar sonucu 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istenirken, 517 kişi idam cezası aldı. Bu idam cezası alanlardan 50 kişi asıldı. Asılanlardan 26 kişi siyasi suçlu, 23 kişi adli suçlu ve 1 kişi de Asala terör örgütü militanı olarak gösterildi. Hakkında idam istenilen 259 kişinin dosyası ise TBMM’ye gönderildi. Yargılanan 230 bin insandan 71 bini Türk Ceza Kanunu’nun 141, 142 ve 163. Maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi ise örgüt üyesi olmak ile suçlandı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkartıldı, 30 bin kişi işten çıkartıldı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 300 kişinin kuşkulu bir şekilde öldüğü kayıtlara geçerken, 171 kişinin ise işkence edilerek öldürüldüğü belgelerle ortaya çıktı. 937 film sakıncalı bulunduğundan yasaklandı ve 23 bin 677 derneğin faaliyetleri durduruldu. 30 bin civarında siyasi mülteci ise ülkeyi terketti. İşine son verilenlerin 3 bin 854’ü öğretmen, 120’si üniversitede görevli öğretim üyesi ve 47’si ise hâkimdi. 3 gazeteci silahla öldürüldü, 300 gazeteci saldırıya uğradı ve 400 gazeteci için 4 bin yıl hapis cezası istendi. 

12 Eylül darbesi Avrupa ile ilişkileri nasıl etkiledi?

12 Eylül 1980 darbesinin ardından Türkiye ile Avrupa arasında olan ilişkiler neredeyse kopma noktasına geldi. Türkiye demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramlarda derin hasar alırken, Avrupa’yı birçok konuda ikna etmek için uğraştı. İlişkiler kopmasa da derinden yara aldı ve Türkiye’ye birtakım sonuçları oldu. Darbenin gerçekleştiği dönemde Türkiye’nin AB(AET) hedefi ya da stratejisi yoktu. Türkiye 1949 yılından itibaren Avrupa Konseyi’ne üye olan bir ülkeydi ve bu üyelik ile Avrupa ilişkilerini sürdürüyordu.  Darbe ile Avrupa Konseyi üyeliği derinden yara aldı ve uzun yıllar boyunca ilişkileri düzeltmek için çaba verildi.  

30 Eylül 1980 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) bir toplantı düzenleyerek Türkiye’de gerçekleşen askeri darbeyi gündemine aldı. Toplantıda konuşan ve bir süre önce Türkiye’yi ziyaret eden Alman parlamenter Erich Mende, “O dönem Başbakan olan Ecevit ile görüştük, Demirel ile görüştük. General Evren de dahil olmak üzere askeri çevreler ile de görüştük. İki büyük parti (CHP ve AP) işbirliği yapsın, içinde Ecevit ve Demirel’in de yer alacağı geniş bir koalisyon kurulsun diye ısrar etmemiz için asker bize adeta yalvardı. Aksi durumda, istemedikleri halde yeniden müdahale edeceklerini söylediler” ifadelerini kullandı. 

Darbe gerçekleşmeden önce AKPM’de 12 Türk üye bunuyordu. Darbenin ardından başa geçen generaller Strasbourg’a yalnızca 4 üye gönderdi. Gönderilen üyelerin tek misyonu ise, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden çıkarılmasını ya da dışlanmasını engellemekti. Üyeler, Genel Kurul toplantılarında yaptıkları konuşmalarda darbe için anlayış gösterilmesini istediler. AKPM, Türkiye’de gerçekleşen darbe konusunda üçe bölündü. Bir tarafta darbenin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini ve Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkartılması gerektiğini söyleyenler, diğer tarafta Soğuk Savaş’ın sürdüğü bu dönemde Türkiye’yi biraz daha idare edelim ve anlayış gösterelim diyenler vardı. Bir diğer grup ise Türkiye’ye ikazda bulunmayı sürdürelim fakat üyeliği askıya alma işini sonraya bırakalım diyordu ve onların dediği gerçekleşti. 

13 Mayıs 1981 tarihinde gerçekleşen AKPM oturumunda başlıca gündem Türkiye’deki darbe ve darbe sonrası yaşanan gelişmelerdi. Türkiye ise 1960 darbesinden sonra ilk defa AKPM oturumuna katılmamıştı. Oturum sürerken Vatikan’dan Papa’nın vurulduğu haberi geldi. Papa’yı vuran kişinin bir Türk vatandaşı olması bütün oturumu Türkiye aleyhine çevirdi. Türkiye bu süreç içerisinde Avrupa’dan tam anlamıyla kopmasa bile Ocak 1984’e kadar AKPM oturumlarına katılmadı. AKPM Türkiye’nin oturumlara katılması için demokratik seçimleri şart koştu.

Sonuç olarak

12 Eylül 1980 askeri darbesi iç ve dış politika için oldukça olumsuz sonuçlar doğurdu. Demokrasi, özgürlük, adalet, hukuk, insan hakları, basın, eğitim, ekonomi gibi kavramlarda oldukça geriye giden Türkiye, uzun yıllar boyunca bu darbenin yaralarını sarmaya çalıştı. Birçok insanın hayatını kaybetmesi ve yaralanmasının yanı sıra, toplumun genelinde psikolojik olarak sarsıntılar yaşandı. En büyük zarar gören alanlardan birisi de demokrasi oldu. Özellikle tüm siyasi partilerin faaliyetlerinin yasaklanması ve Sivil Toplum Örgütleri’nin faaliyetlerinin durdurulması Türkiye demokrasisini derinden vurdu. Uluslararası alanda Türkiye demokrasisine bakış açısı değişti. Bir diğer zarar gören alan ise basın oldu. Farklı düşünmenin ve muhalif olmanın önü kapatıldı. Gazetecilerin tutuklanmasından sonra darbeci yönetimin istediği doğrultuda haberler yapıldı. Ekonomi alanında ise bambaşka bir yöntem uygulanmaya başlandı. Dış politikada ise Avrupa ile olan ilişkiler büyük zarar görürken, uzun süre Avrupa Konseyi üyeliğimizin askıya alınmaması için mücadele edildi.