Gözetim kapitalizmi: Teknoloji şirketleri devletlerle anlaşmalarından milyarlarca dolar kazandı

11 Eylül saldırılarının 20’nci yıldönümünde yayınlanan bir rapora göre, teknoloji şirketleri terörle mücadele kapsamında Washington ile yaptığı sözleşmelerden milyarlarca dolar kazandı. Peki, terörle mücadele kapsamında yapılan bu anlaşmalardan kârlı çıkan kim?

İstihbarat için gözetimin geliştirilmesi, 11 Eylül saldırılarının başlıca mirasıdır. Saldırıların ardından ABD istihbaratı ve birlikte çalıştığı kurumların birçoğunu yeniden şekillendirildi. Devlet dışı aktör tehdidi, gözetim için yeni araç ve yöntemler gerektiriyordu. Dolayısıyla veri toplama, depolama, işleme ve yapay zeka gibi teknolojilere büyük yatırımlar yapıldı.

Terörle mücadele başlığı altında yapılan bu yatırımlar ve teknolojik dönüşüm, başta devlet kaynaklı gözetimi artırdı. Artan gözetim ise teknolojiyle karşılıklı olarak birbirini besledi. Bu süreçten kazançlı çıkan ise teknoloji şirketleri oldu.

Bugün herhangi bir yere girerken kimlik göstermemek veya güvenlik kamerasının olmadığı bir sokak bulmak neredeyse imkansız. Daha da ötesinde artık yapay zekanın kullanıldığı güvenlik kameraları yüz tanıma ile kimlik tespiti yapabilir hale geldi. Diğer yandan, dijital ortamda bırakılan her iz, bir veri ve dolayısıyla bir meta olarak kullanılabiliyor.

İnsan hayatındaki bu dönüşümde teknoloji şirketleri ve devletler arasındaki güç dengesi de değişti. Daha çok veriye sahip taraf olan teknoloji şirketleri giderek güçlendi ve devletlerle doğrudan anlaşmalar yapmaya başladı. Bazı uzmanlar bu durumu gözetimin en üst seviyeye çıkarılması olarak yorumlasa da bazı uzmanlar ise teknoloji şirketlerinin devletler üzerinde tahakküm kurduğunu vurguladı.

TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ POLİSLERİ ENGELLİYOR

Londra Polis Teşkilatı’nın başındaki isim Dame Cressida Dick, 11 Eylül saldırılarının yıldönümü münasebetiyle Telegraph’a yazdığı yazıda, teknoloji devlerini teröristleri tespit etmeyi ve durdurmayı zorlaştırmakla suçladı.

Dame Cressida, iletişim teknolojilerindeki ilerlemenin teröristlerin sosyal medya üzerinden faaliyetlerini yayma imkanı bulmasına yaradığını belirtti. Ayrıca veri güvenliği çerçevesinde uçtan uca şifreleme uygulamasının polislerin bazı durumlarda işini yapmasını imkansız hale getirdiğini vurguladı.

Facebook gibi teknoloji devleri, uçtan uca teknolojisinin kullanılmasının kullanıcıların gizliliğini koruyacağını söylese de ABD, İngiltere ve Avustralya da dahil olmak üzere birçok hükümet 2019'dan beri bu uygulamaya defalarca itiraz etti.

“SAVAŞ SATAN BÜYÜK TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ”

ABD merkezli üç araştırma grubu olan Action Center on Race & Economy (Irk ve Ekonomi Eylem Merkezi), MPower Change ve LittleSis tarafından yayınlanan “Savaş Satan Büyük Teknoloji Şirketleri” adlı rapor, teknoloji şirketlerinin terörle mücadele kapsamında ABD ordusu ve diğer devlet kurumlarıyla yaptığı anlaşmalardan milyarlarca dolar kazandığını ortaya koydu.

11 Eylül saldırılarının 20’nci yıldönümünde yayınlandı raporda, 2004 yılından bu yana Amazon, Facebook, Google, Microsoft ve Twitter ile Washington arasındaki anlaşmalarda büyük bir artış yaşandığı kaydedildi. En kapsamlı anlaşmaların ise Pentagon ve İç Güvenlik Bakanlığı ile yapıldığı belirtildi. Ayrıca şirket platformlarının yaygınlaşması ve anlaşmaların artışının eş zamanlı olarak ilerlediği vurgulandı.

ABD askeri ve istihbarat teşkilatlarından bulut bilişim ve GPS yazılımına olan talep, savunma sanayisinin giderek dijitalleşmesiyle arttı. Rapora göre, sadece Savunma Bakanlığı’nın 2004 yılından bu yana büyük teknoloji şirketleri ile yaptığı anlaşmalarda 43.8 milyar dolar harcandı.

Raporda, 2019 yılında iki teknoloji şirketinin diğerlerine kıyasla öne geçtiği belirtildi. 2015 yılına oranla Amazon’un 5 ve Microsoft’un 8 kat daha fazla anlaşma imzaladığı kaydedildi.

Öte yandan, Microsoft'un Trump yönetimi döneminde artan savunma sözleşmelerinden yararlandığı ve 2016-2018 yılları arasında imzalanan anlaşmaların sayısında altı kat artış olduğu ifade edildi. Raporda yalnızca kamuya açık anlaşmalar yer aldığı için verilen bilgi ve rakamların "büyük olasılıkla eksik temsil" olduğu da belirtildi.

HÜKÜMET VE TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ARASINDAKİ “DÖNER KAPI”

Rapor yazarları, eski üst düzey hükümet yetkililerinin teknoloji şirketlerinde önemli roller üstlenmeye devam etmesiyle oluşan "döner kapı (revolving door)" olgusunu eleştirdi. Döner kapı, eski üst düzey devlet çalışanlarının özel sektörde üst düzey pozisyonlara geçiş yapması veya geçişin tam tersi yönde gerçekleşmesi şeklini ifade eder.

Bunlar arasında “açık toplumlara yönelik tehditleri” tespit etmeyi amaçlayan teknoloji kuluçka merkezi olan Jigsaw’ı kuran eski Dışişleri Bakanlığı çalışanı Jared Cohen de var. Google’a bağlı Jigsaw’ın ilk projelerinden biri, sosyal medya platformları için terörle mücadele araçları geliştirmekti.

Ayrıca 20 yılı aşkın bir süredir FBI için çalışan Steve Pandelides’in de şu anda Amazon’un web servislerinde çalıştığı kaydedildi. Uzmanlar, hükümet ile Silikon Vadisi arasındaki bu döner kapıyı düzenlemek için daha sıkı kurallar konulması çağrısında bulundu.