10 Ocak Gazeteciler Günü'nde medyanın durumu...

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Türkiye’de medya sektörü ne durumda, siyasi ve toplumsal olarak kutuplaşmanın çok belirgin olduğu ülkemizde gazeteciler kamuoyunun sözcülüğü ve demokrasinin savunuculuğu görevlerini yerine getirebiliyor mu? Gazeteciler ve sektöre ilişkin analiz haberimiz…

Türkiye'de ilk gazetenin kurulmasının üzerinden tam 189 yıl geçti. Osmanlı'da Tanzimat dönemine denk gelen ilk gazete Takvim-i Vakayi 1831 yılında yayımlanmaya başladı. Bu gazete haftalık olarak Fransızca, Farsça, Arapça ve Ermenice olarak da haftalık yayın yapıyordu. İlk gazetenin kurulmasının doğrudan ilk amacı devlet politikalarını duyurmak ve propaganda yapmaktı. Dünya basın tarihine bakıldığında da durum zaten Osmanlı'daki gazetenin kuruluş hikayesi ile benzerlikler taşıyor. Yılın belli dönemlerinde gazeteciler günü, basın bayramı gibi özel tarihler var önce kısa bir hatırlatma ile 10 Ocak Gazeteciler Günü’ne bir göz atalım.

10 OCAK GAZETECİLER GÜNÜ’NÜN TARİHÇESİ…

Türk basın tarihine ‘Dokuz patron olayı’ olarak geçen ve gazetecilerin haklarının ilk kez yasal güvence altına alındığı gün 10 Ocak 1961’dir. 1961-1971 arasında “Çalışan gazeteciler bayramı” adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri müdahaleden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü" olarak değiştirilmiştir.

 10 Ocak Gazeteciler Günü’nde Türkiye'deki medyanın özellikle son 7-8 yıllık geçirdiği değişim ve dönüşümlerini inceleyerek ele alalım... 

Teknolojideki devrim niteliğindeki gelişimlerle beraber insanların bilgiye erişimi ve bilgiyi doğrudan kendi araçlarıyla yaygınlaştırması durumu ortaya çıktı. Twitter, İnstagram gibi mecralarla beraber kişisel blog sayfaları birer haber merkezi haline geldi.

Peki insanlar fotoğraf paylaşımı üzerine kurulmuş olan İnstagram gibi bir platformda dahi politik bir hale dönüştü?

Burada çok köklü problemler elbette madde madde incelenebilir fakat medyada çoğulculuğun kaybolması ve beraberinde medyadaki tekelleşmenin kurumsal bir hale gelmesi, insanların haber alma araçlarını kısıtladı, bilinçli bireyler bu kısıtlamayı ve medyanın tek sesli bir propaganda aracına dönüşmesini kısa süre içerisinde idrak edip tepki ortaya koydular. Bu tepkilerini bireysel olarak dile getirip sosyal medya hesaplarından paylaşıp yapanlar olduğu gibi bir kaç insanın bir araya gelmesiyle daha kurumsal tepkiler de ortaya çıktı. Bu da internet haber sitelerinin patlamasına olanak sağladı.

KAPİTALİZMİN GETİRDİĞİ TEKELLEŞMENİN MEDYAYA YANSIMASI

Tekelleşme kavramı, iktisadi bir terim olmakla beraber, kapitalist toplumlardaki sosyoekonomik tartışmaların ele alındığı konularda kullanılan bir kavramdır fakat medyanın kapitalist bir araç haline gelmesiyle, medya eleştirileri için de kullanılmaya başlandı. Medyada tekelleşme üzerine önlem alma yönünde adımlar atan Batı toplumları, (ki kapitalizm de bu coğrafyada gelişmiştir) kamuoyu oluşturma yolunda en önemli aracın medya olduğunu bundan dolayı televizyon yayınlarının ve gazetelerin insanların genelini kapsayacak şekilde tarafsız bir biçimde sunulması gerektiği yönünde fikir beyan edip, kanunlarla bunu güvence altına almak istemişlerdir.  Avrupa İnsan Hakları'nın 10.maddesi, haber alma hürriyetinin önemine işaret eder ve yasam, yürütme, yargı erklerinden kimi zaman daha güçlü olabilen medyanın kesinlikle çoğulcu anlayışını koruması gerektiğini belirtir. Avrupa Konseyi, AB'nin belirlediği kanunlar ve ABD anayasasındaki bazı maddeler ile Batı medyanın çoğulculuğunu korumasın yönünde ciddi atımlar atmıştır bu elbette orada medyanın tamamen özgür ve her görüşü yansıttığı anlamına gelmiyor fakat Batılı gazeteleri incelediğimizde Sol-Muhafazakar ve hatta aşırı sağcıların görüşlerinin dahi temsil edilebildiği görülüyor.

 ZORLU SÜREÇERDE BASIN…

Türkiye ise bu konuda sınıfta kaldı diyebiliriz. 17-25 Aralık, Gezi olayları, 15 Temmuz'daki darbe girişimi gibi Türkiye'nin olağanüstü durumlardan geçtiği hadiseler meydana geldi. Bu hadiselerin yaşandığı dönemde devlet korumacı bir politika izledi ve bu yeni korumacı dalgadan en çok etkilenen kurumlardan biri de hiç şüphesiz medya oldu. Muhalif yayın yapan gazeteler ve televizyon kanalları ekonomik olarak basın ilan gelirlerinden ve özel reklamlardan pay alamayınca bir kaçı bu dönemde iflas etti yada el değiştirmek zorunda kaldı. Medya daha keskin ve sert bir hale getirildi. İktidar içinde iktidara tavsiye niteliğinde eleştiri getirme potansiyeli olan gruplar dahi ya tasfiye edildi ya da seslerini çok da duyuramayacakları mecralara hapsedildiler. Muhalif yayın yapan gruplar ise bu süreçte daha çok keskinleştiler ve iktidara eleştirilerini daha sert bir biçimde yapmaya başladılar... "Olağanüstü durumlarda olağanüstü uygulamalar getirilebilir" anlayışı devletin en önemli felsefesi haline geldi ve medyadaki tek seslilik bu anlayış ile daha da kurumsal bir hale gelmiş oldu.

Zaten bir devletin demokrasiyi içselleştirip içselleştirememesi de olağanüstü durumlarda anlaşılabilecek bir hadise. Zira her şeyin olağan bir şekilde devam ettiği durumlarda devletin medyanın gidişatına çok da karışılması beklenen bir gelişme olmaz, en önemli demokrasi sınavı zor zamanlarda verilir.

GAZETELER KAPANDI, İNTERNET MEDYASI MİLYONLARCA KULLANICIYA ULAŞTI 

Basım maliyetlerinin artması ile beraber gazete çıkarmak ve yayıncılığı sürdürmek de çok zor bir hal aldı. Maliyetlerin artmasına karşılık gerekli ekonomik dönüşü alamayan gazeteler kapanmaya başladı. Zaten birbirinin kopyası haline gelen gazetelerin okuyucu sayısının ciddi oranda azalmasıyla, tirajdan ekonomik bir kazanç sağlama gibi bir durum da ortadan kalkmış oldu. Bu süreçte haber sitelerinin tıklanma sayıları arttı ve alternatif medya anlayışı ortaya çıktı. Maliyetin daha az olması ve basın ilan kurumuna bağımlı olma durumu olmadığı için muhalif gazeteciler kendi web sitelerini açtılar bu siteler de ciddi bir okuyucuya ulaşabildiler.

 200 BİNİ AŞKIN OKUYUCU NEREYE GİTTİ?

Geçtiğimiz günlerde Star ve Güneş gazeteleri basılı yayın hayatına son vereceklerini duyurdular ve internet haberciliği ile yollarına devam edeceklerini açıkladılar. Star ve Güneş gazetelerinin resmi rakamlara göre 200 bin olan okuyucusunun gazete kapandıktan sonra hiçbir gazeteye yönelmedikleri sayısal olarak ortaya çıktı. 200 bin insanın bir hafta içinde gazete alma alışkanlığından uzaklaşması pek beklenen bir gelişme olamaz. Geriye tek bir seçenek kalıyor; bu gazetelerin kapanmasıyla, resmi gazete satış rakamlardaki 'şişirme' de ortaya çıktı. Belediyelere, siyasi partilere, resmi kurumlara, sitelere, hastanelere ücretsiz gazete göndererek yüksek tiraj gösteren gazeteler basın ilandan milyonlarca lira gelir elde etti ve ekonomik pastanın büyük çoğunluğunu topladılar...

'MUHALİF' MEDYADA DURUM NASIL?

Medyadaki şirket birleşmeleri ve gelirlerin sadece belli başlı medya kurumlarına dağıtılması sonrasında işsiz kalan gazeteciler, kendi imkanları dahilinde yeni mecralara yöneldiler. Haber sitesi açtılar, YouTube üzerinden program yapmaya başladılar ve 'yurttaş' gazetecilik yapmaya başladıklarını ifade ettiler. Kendilerinin işten çıkarılma süreçlerinin antidemokratik yöntemlerle olduğunu ifade ederek yeni yapacakları habercilik tarzının kesinlikle sadece ilkelere bağlı olacağını söylediler.

Alternatif yurttaş gazetecilik yapacağını söyleyen bu kesimin haber sitelerini incelediğimizde ise söyledikleri ilkeli tutum ve değerlere çok da riayet etmedikleri görülebiliyor. İktidarın sesi olmanın demokratik değerlere sığmayacağı elbette evrensel bir norm fakat kendi alternatif medya grupları içerisinde, 'geleneksel' medyadan tasfiye olmalarının agresyonuyla olsa gerek gerçekten de kamu yararına bir yayıncılık faaliyeti yürütemiyorlar. İktidar bizi dışlıyorsa biz de muhalefetin dili oluruz anlayışı ile hareket ediyorlar olsa gerek, iktidar partisi karşısındaki partilerin resmi yayın organı gibi çalışabiliyorlar...

 KIZDIKLARI GRUBUN TAM TERSİ AMA AYNI ANLAYIŞLA...

Siyasetteki rövanşist duyguların medyaya da taşındığı bir Türkiye tablosu bulunuyor. Gücü ele geçirdiğinde ya da bir makam elde ettiğinde, muhalefetteyken var olan söylemlerini tam zıttı bir anlayış ile hareket eden siyasetçiler nasıl varsa medyada da benzer bir durum söz konusu. Demokrasi ve daha özgür bir medya ortamı diyenler, yeni mecralarını kurduktan sonra bir süre gerçekten de daha geniş tabanlı habercilik yapıyor olsalar da sonrasında durum değişiyor ve kızdıkları grupların tam tersi yönünde ama aynı anlayışla hareket etmeye başlıyor. İktidar kesimindeki yayın organları ise zaten var olan ve devem eden anlayışlarıyla 'rotalarını' şaşırmadan hareket ediyorlar. 

Kapsayıcılık, farklı fikirlerin kendini ifade edebilmesi, kutuplaşmayı engelleyici kamu yararına yayıncılık gibi anlayışlar Türk medyasında hakim değil ve bu durum demokratik değerlerin toplumca içselleştirilmesinin de önüne geçiyor. Bu Türkiye'nin ekonomi kadar önemli ve halletmesi gereken bir problemi...

Gazete ve gazeteciler için belli bir tarafa (iktidar, siyasi parti, vs) yönelik yayın yapmanın sürdürülebilir olmayacağının örneklerine yakın tarihimizde de rastlamak mümkün. Dönemin muktedirlerinden akreditasyon alamayan gazete ve tv. temsilcilerinin devir değiştiğinde yine aynı kişilerin siyasi faaliyetlerini duyuran tek merci olduklarına şahit oldu bu ülke. Geçtiğimiz yıl ülkenin medya sektörünün yüzde 50’sinden fazla elinde bulunduran kurumun el değiştirmesi de çok sayıda gazetecinin işsiz kalmasına sebep oldu.  Diğer taraftan kapanan gazeteler ve işsiz kalan gazetecilerin sayısı her geçen gün artıyor. Sürekli yükselen giderlerle baş edemeyen gazete patronları baskıyı bitirerek yollarına internette devam etmeyi tercih ettiklerinden Türkiye’de binlerce haber sitesi mevcut. İnternet basınına ilişkin yasal bir düzenlemenin olmaması da sektörün başka bir kanayan yarası. Ülkenin en çok satan(!) gazetesinin tirajının on katından daha fazla okuyucusu olan haber siteleri Basın İlan Kurumu’nun kaynaklarından faydalanamıyor, buralarda çalışan gazeteciler ise fikir işçisi kapsamında değil. Tam bu noktada küçük bir parantez ile edindiğimiz sevindirici ancak henüz somutlaşmayan bir gelişmeyi de paylaşmak yerinde olacak; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un haber sitelerinin de Basın İlan Kurumu imkanlarından faydalanması ve haber sitelerinde çalışan gazetecilerin de fikir işçisi olmalarının önünü açmaya yönelik çalışmalara başadığını ekleyelim. Umarız konuşulduğu gibi 2020 yılı içerisinde bu konu da güzel haberler duyabiliriz. Ancak söz konusu siterlerin ekseri çoğunluğuna göre tık uğrana habercilik dışında herşey mübah. SEO ile arama motorları nasıl daha falza kullanıcı sağlıyorsa haber olsun ya da olmasın bu sitelerde çok farkı binlerce içeriğe rastlamak mümkün. Neredeyse tamamı birbirinin aynısı kopyala-yapıştır haberciliği yapılıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un başlattığı çalışma sonra erdiğinde haber siteleri Basın İlan Kurumu'nun ortaya koyacağı bir takım düzenlemelerle daha nitelikli olacaktır. Başka bir pencereden bakıldığında ise aralarında haber sitelerinin de olduğu 36 bin web sitesine resmi makamlarca erişim engellendi. Medyanın yaşadığı süreç bu durumdayken kamuoyu haber alma ihtiyacını sosyal medya ve uluslararası yayınların Türkiye’deki uzantılarından takip ettiği gözlemleniyor.